AB Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın Mısır ve Tunus konusunda üst düzey yetkililer ile gerçekleştirilen toplantıda yaptığı açıklama

 

 

 

 

 

AVRUPA BİRLİĞİ Brüksel, 23 Şubat 2011

A 069/11

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Komisyon Başkan Yardımcısı Catherine Ashton bugün şu açıklamayı yaptı:

"Hepiniz hoş geldiniz. Katılımın büyük olmasından memnuniyet duydum. Bazılarınız uzak mesafelerden geldiniz. Hepiniz, Tunus, Mısır ve bölge genelinde yaşanan tarihi gelişmeler çerçevesinde en iyi bir biçimde nasıl yardımcı olacağımız konusunda kilit öneme sahip ülke ve kuruluşları temsil ediyorsunuz.

Son birkaç haftadır Tunus ve Mısır’da yaşanan gelişmeleri hepimiz takip ediyoruz. Arap dünyasında halkların değişim ve gerek politik gerekse ekonomik olarak kendi hayatlarını şekillendirme yönündeki taleplerini ortaya koyduklarını görüyoruz. Bu değişimlerin boyutu ve sonuçları tarihi öneme sahiptir. Bizim bütün bunlar karşısındaki yanıtımız da aynı tarihi öneme sahip olmalıdır.

Bugün Tunus ve Mısır üzerinde duracağız. Ancak, barış yanlısı göstericilere yönelik şiddetli saldırıların ortaya çıktığı kabul edilemez durumun yaşandığı Libya konusunda son derece kaygılıyız.

Dün Kaddafi’nin yaptığı meydan okuyan konuşma sadece kaygılarımızı arttırmıştır. BM Güvenlik Konseyi tarafından yapılan ve şiddeti açıkça kınayan, süregelen baskıları reddeden ve sorumluları hesap vermeye çağıran açıklamayı memnuniyetle karşılıyor ve buna tam olarak katıldığımızı ifade ediyoruz.

Dün Kahire’deydim ve geçen hafta da Tunus’u ziyaret ettim. Bölgeye yaptığım ziyaretler, bizim herhangi bir sonucu kabul ettirmek ya da çözümler konusunda telkinde bulunmayı amaçlamadığımızı; yalnızca yardımda bulunmamız gerektiği yönündeki inancımı teyit etmiştir. Uluslararası toplum olarak yardımımızın kabul edilmesi halinde dönüşüm sürecine destek vereceğiz. Ancak gelecek Tunus ve Mısır halklarının elindedir. Bu haklı olarak kendi devrimleridir.

 

Ziyaretlerim sırasında geçiş dönemi hükümetleri, muhalif gruplar, sivil toplum [temsilcileri] ve gençlerle toplantılarda bulundum. Bu toplantılar üç misli zorluk ile karşı karşıya bulunduğumuzu; dolayısıyla üç misli yanıt vermemiz gerektiğini göstermiştir:

 

Derin demokrasi adını verdiğim demokrasinin (politika reformu, seçimler, kurumsallaşma, yolsuzluk ile mücadele, bağımsız yargı ve sivil topluma destek) sağlanmasında yardımcı olmalıyız. Gerektiğinde, aramızda son dönemde bu değişimlerden geçen ülkeler de dahil olmak üzere demokrasi ve uzlaşının tesis edilmesine ilişkin kendi geçmişimizden de yararlanabiliriz.

Ayrıca ekonomik kalkınma üzerinde durmalıyız. Burada, yüksek işsizlik oranı, fırsat yoksunluğu ve ciddi sosyal dengesizliklerle karşı karşıya bulunan son derece genç nüfuslardan söz ediyoruz.

Örneğin nüfusunun %40’ının günlük geliri 2 USD’nin altında kalan Mısır diğer Arap Devletlerinden hem daha büyük hem de daha yoksuldur. Son yıllarda ülkenin genel makroekonomik durumu ve büyüme verileri iyileşme göstermiştir. Ancak bu durum artan gıda fiyatları, büyüyen iş gücü piyasası ve yetersiz istihdam olanakları bağlamında güvenli işler için yaşanan kıyasıya rekabetten mağdur olan düşük gelir grubundaki hane halklarına henüz yansımamıştır. Bu ekonomik zorluklar ile mücadele etmek için pazar erişimini ve ticaret hacmini göz önünde bulundurmamız gerekecek; etkili ve verimli olması için iyi bir biçimde koordine edilmesi gereken kapsamlı mali yardımların yanı sıra altyapı projelerini de (su, ulaşım, enerji) dikkate almamız gerekecek.

 

Üçüncü olarak, kontrol altına alınamayan göç dalgalarını önlerken kişiler arası iletişim, paylaşım ve hareketliliği kolaylaştırmak için neler yapmamız gerektiğini de düşünmeliyiz.

Bu toplantının kilit amacı, kolektif olarak koordinasyon içerisinde en iyi şekilde nasıl karşılık vereceğimizi tartışmaktır. Yardım ihtiyacı çok büyük ve burada bulunan herkes destek vermeye hazır.

Ancak, kolektif etkimizin azami seviyeye yükseltilebilmesi için ihtiyaçların neler olduğu ve kimin hangi sorumlulukları en iyi şekilde üstlenebileceği konusunda ortak anlayışa ulaşmalıyız.

Bölgedeki durum sürekli değişiklik gösteriyor. Gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceğini kesin olarak bilemiyoruz. Ancak, kolektif yanıtımız konusunda bizi yönlendirebilecek bazı hususların bilincindeyiz:

 

Öncelikle, sürdürülebilir istikrarın sağlanması için uygun bir demokratik ve ekonomik reform paketine ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Bölgedeki olaylar, "eski istikrarın" işe yaramadığını gösteriyor. Bu nedenle yeni bir “sürdürülebilir istikrar” stratejisi oluşturmamız gerek. Bunun için birlikte hareket ederek siyasi ve ekonomik hususları ele almalıyız. Son birkaç haftada siyasi ve ekonomik reformun bir arada sürdürülmesi gerektiğini gördük. Halklar, siyasal hak ve özgürlükler, hesap verebilirlik ve katılım için mücadele veriyor. Aynı zamanda da ekonomik özgürlük, iş olanakları, yolsuzluğun sona erdirilmesi ve çocukları için daha iyi bir gelecek için mücadele veriyor. Bu yüzden bugün burada çok taraflı bankaların olmasından memnuniyet duyuyor, ve ne tür ekonomik güçlükler olduğuna ve fark yaratmak amacıyla nasıl bir zaman takvimi içerisinde neler yapılabileceğine dair değerlendirmeleri merakla bekliyorum.

 

İkinci olarak Güney Akdeniz halkının talepleri ve demokratik değişim, sosyal adalet ve demokratik kalkınma beklentilerine tam destek vermek üzere Avrupa Birliği olarak bizlerin bunlara kararlılıkla karşılık vermesi gereklidir. Bölge ülkelerine desteğimizi sunmaya hazır olduğumuzu, ortak ilkeler ve işbirliği temelinde ve halkın süreci sahiplenmesiyle daha etkili destek sunabileceğimizi belirtmiştik. Bu desteğin önemli bir parçası da Komşuluk Politikamızın kapsamlı şekilde gözden geçirilmesidir. Bu sabah Komisyon Üyelerimizle karşı karşıya olduğumuz güçlükler doğrultusunda Komşuluk Politikamızı nasıl yenileyebileceğimizi ve değiştirebileceğimizi ve daha iddialı ve politik hale nasıl getirebileceğimizi görüşüyorduk. Kurumsal gelişim ve benim “derin demokrasi” adını verdiğim sivil topluma daha fazla vurgu yaparak, daha fazla farklılaşma ve olumlu koşullulukla bu yenileme sürecini gerçekleştirebiliriz. Başka bir ifadeyle “daha fazlası için daha fazla” anlayışıyla, yani ne kadar fazla ve kısa sürede reform yapılırsa AB de o kadar fazla destek verecektir.

 

Üçüncü olarak halkın süreci sahiplenmesinin kilit önemde olduğunu biliyoruz. Bu geçiş süreçleri, bunların hangi hızda nasıl yaşanacağı ve ne tür yeni siyasi ve ekonomik düzene zemin hazırlayacağı Tunus ve Mısır vatandaşları tarafından belirlenmektedir ve böyle de olmalıdır. Burada bizim rolümüz daha mütevazi olsa da sahip olduğumuz tüm değerlerle güvenilir destek sağlamak olmalıdır. Bizim rolümüz herhangi bir sonucu kabul ettirmek ya da çözümler konusunda telkinde bulunmak değil çoğulculuğu ve kapsayıcılığı desteklemektir. Büyük bir girişim etrafında başlıca uluslararası paydaşları bir araya getiren bu toplantı son derece önemlidir. Burada bulunan ülke ve uluslararası kurum temsilcileri Mısır ve Tunus için önemli ortaklardır. Bugün öğleden sonra açık bir tartışma ortamı yaratacağımızı umuyorum. Yapılan işlerin tekrarından ve gereksiz yoğunluktan kaçınmalıyız. Demokratik geçiş süreçlerinde uzun vadeli başarının nasıl elde edilebileceği ve farklı uluslararası aktörlerin koordinasyon içerisinde en iyi katkılarını nasıl sunabileceği konusunda ortak bir siyasi anlayış geliştirmeliyiz.”