Dış İlişkiler Konseyi: Yüksek Temsilci Kaja Kallas’ın basın toplantısı

16.03.2026
Brüksel, 16/03/2026
Basın ve İletişim Ekibi

Öncelikle, Avrupa Güvenlik Stratejisi üzerine bir görüşme gerçekleştirdik. Güvenlik ortamının hızla değiştiği aşikâr ve buna sadece acil durum zirveleriyle yanıt veremeyiz. Uzun vadeli bir politikaya ihtiyacımız var; bu nedenle bugün Bakanlarla ilk istişareleri gerçekleştirdik. Dolayısıyla güvenliğe; savunmanın yanı sıra enerji tedarik zincirleri ve diğer politika alanlarını da birbirine bağlayan geniş bir perspektiften bakacağız. Üye Devletler, bu güvenlik stratejisini en başından itibaren bizzat şekillendireceklerdir. Bugün ise görüşmemizi ilkeler, kapsam ve öncelikler üzerinde yoğunlaştırdık. Ayrıca, güncellenmiş bir ortak tehdit değerlendirmesi de stratejinin temelini oluşturacaktır.

Ardından Ukrayna’daki savaşı ele aldık. Moskova, yükselen enerji fiyatlarından ve hava savunma sistemlerinin Ukrayna’dan Orta Doğu’ya kaydırılmasından kazanç sağlamaktadır. Bakanlar, Ukrayna’nın Avrupa için en önemli güvenlik önceliği olmaya devam ettiği ve Ukrayna’ya olan ilginin sönüp gitmesine izin verilmeyeceği konusunda net bir duruş sergilemişlerdir.

Kiev’i vuran İHA’ların aynısı Körfez ülkelerini de vurmaktadır; bu nedenle Ukrayna en iyi İHA savunma sistemlerine sahip olduğu için, Körfez ülkelerinin ihtiyaçları ile Ukrayna’nın, savunma sektörünün ve sanayinin ihtiyaçlarını nasıl bir araya getirebileceğimizi de kısaca görüştük.

Rusya, savaşı komşularına yaymaya devam etmektedir. Rusya’nın Ukrayna’daki bir hidroelektrik santraline düzenlediği saldırılar, Moldova’nın su kaynaklarını kirletme tehdidi yaratmıştır. Moldova’yı ekipman yardımı ve uydu görüntüleri ile destekliyoruz.

ABD’nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletme kararının ardından Avrupa, yaptırımları sürdürecek ve Rus fosil yakıtlarından uzaklaşmaya devam edecektir. Eğer bu savaşın bitmesini istiyorsak, Moskova’nın savaşa ayırabileceği kaynaklar artmamalı, aksine azaltılmalıdır. Rusya’nın gölge filosuna yönelik baskıyı artırmak, sahip olduğumuz en iyi araçlardan biridir. Sahte bayraklı tankerlere operasyon düzenleyen ve bunlara el koyan Fransa, Belçika ve ayrıca İsveç’i takdir ediyorum. Rusya’nın gölge filosuna karşı artık ciddi önlem alma zamanı gelmiştir. AB tarafında ise 20. yaptırım paketinin kabul edilmesi çok gecikmiştir. Bu süreci nasıl hızlandırabileceğimizi ele aldık. Aynı durum 90 milyar avroluk kredi için de geçerlidir.

Bu savaşa imkân sağlayanlar da bunun bedelini ödemektedir. Üye Devletler 2.600’den fazla kişiye yönelik yaptırımları yenilerken aynı zamanda Bakanlar bugün Avrupa Birliği’ni istikrarsızlaştırmaya çalışanları hedef alan yeni yaptırımları da kabul ettiler. Siber saldırılardan sorumlu olan Çin ve İran’dan yeni kuruluşları da yaptırım uygulanacaklar listesine ekledik.

Daha sonra Hindistan Dışişleri Bakanı ile bir görüş alışverişinde bulunduk. Orta Doğu’daki savaştan onlar da çok etkilendiği için bu tam zamanında gerçekleşen bir görüşme oldu. Dünya düzenini daha geniş bir perspektiften ele aldık ve kurallara dayalı bir dünya düzenini korumak için daha neler yapabileceğimizi görüştük. Ayrıca seyrüsefer serbestisi ve Hürmüz Boğazı’nın nasıl açık tutulacağı konularını görüştük. Ardından Orta Doğu üzerine bir görüşme gerçekleştirdik. İki haftadır süren savaş bir yandan İran’ın askeri kapasitesini zayıflatırken diğer yandan güvenlik ve ekonomi alanında yıpratıcı şok dalgaları yaratmıştır. İran şu anda küresel ekonomiye karşı savaş yürütmektedir. Bakanlar bugün odak noktamızın gerilimin düşürülmesi  ve seyrüsefer serbestisi olduğunu bir kez daha teyit etmiştir.

Geçtiğimiz günlerde BM Genel Sekreteri Guterres ve pek çok kişiyle Hürmüz Boğazı’nın nasıl açık tutulacağını da görüştüm. Avrupa’nın sonu belli olmayan bir savaşta hiçbir menfaati yoktur. Rejimin Ocak ayındaki protestolara çok sert müdahalesinin ardından AB, Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak tanıdığını ilan etmişti, bugün de şiddetten sorumlu olanlara ek yaptırımlar uyguladık. Bu durum Tahran’a, İran’ın geleceğinin baskı üzerine inşa edilemeyeceği mesajını vermektedir. İran sivil toplumuna yönelik desteğimizi de artırmalıyız. Bu Avrupa’nın savaşı değildir ancak Avrupa’nın çıkarları doğrudan tehlikededir. Bu savaş yayıldıkça, AB’nin önceliği vatandaşlarımızı korumak olmaya devam etmektedir. Bölgeden 30.000’den fazla kişiyi tahliye ettik; bu kişilerin birçoğu Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve organize edilen uçuşlarla tahliye edildi.

Hürmüz Boğazı üzerinden gübre, gıda ve enerji sevkiyatının yeniden başlatılması bir diğer acil önceliktir. Bugün, bölgedeki deniz taşımacılığını daha iyi korumaya yönelik seçenekleri görüştük. AB’nin halihazırda yürütmekte olduğu deniz operasyonları bulunmaktadır. Seyrüsefer serbestisinin korunmasında önemli rol oynayan ASPIDES de devam etmektedir. 

Görüşmelerimizde bu operasyonun güçlendirilmesi yönünde gömrüşler dile getirildi. Ancak şu an için ASPIDES operasyonunun görev alanını değiştirmeye dönük bir niyet yoktur. Hürmüz Boğazı gündemin merkezinde olsa da Kızıldeniz de kritik önemini korumaktadır. Husilerin sürece dahil olma riski ciddiyetini korumaktadır, bu yüzden ihtiyatlı olmalıyız.

Lübnan’a gelince; Hizbullah, ülkeyi kendisine ait olmayan bir savaşın içine sürüklemiştir. Lübnan halkı Hizbullah’ın saldırılarının bedelini ödemektedir. Ancak İsrail’in sert yanıtı kitlesel yerinden edilmelere neden olmuşken kara harekâtı durumu daha da kötüleştirecektir. AB, Lübnan’a 100 milyon avro tutarında insani yardım sağlayacaktır. Ayrıca Hizbullah’ın silahsızlandırılması için Lübnan Silahlı Kuvvetleri’ni desteklemeye devam ediyoruz. Gazze ve Batı Şeria’daki durum da hızla kötüleşmektedir. Hem insani durum hem de siyasi perspektif olumsuz bir yöne evrilmektedir. Gazze barış planında sağlanan ilerleme durma noktasına gelmiştir. AB, insani yardıma erişimin iyileştirilmesi, gerilimin azaltılması ve Filistin Yönetimi’nin reformlarına destek verilmesi için baskı yapmaya devam edecektir. Gelecek ay, tüm bu konuları ele almak üzere Küresel İttifak toplantısına eş başkanlık edeceğim. Bakanlar ayrıca gelecek ay Lefkoşa’da yapılacak liderler toplantısı öncesinde Akdeniz Paktı’ndaki ilerlemeyi de gözden geçirdiler. Deniz güvenliği ve terörle mücadele gibi konuları koordine etmek üzere AB Akdeniz Bölgesel Güvenlik Forumu’na hazırlanıyoruz.

 

Son olarak, Ermenistan’ın talebi üzerine AB, ülkedeki seçimler öncesinde tehditlerle mücadeleye yardımcı olmak amacıyla bir Hibrit Hızlı Müdahale Ekibi görevlendirecektir. Komşu bölgemizde demokratik dayanıklılığı desteklemek hayati önemini korumaktadır. Ermenistan’ı dış müdahaleler karşısında yalnız bırakmayacağız. Baskı altındaki demokrasiler Avrupa’ya güvenebilir. Bakanlar ayrıca Gürcistan’da demokrasinin daha da bozulması da dahil olmak üzere, çeşitli başlıkları ele aldılar ancak bu konuyla ilgili ayrıntılara bir sonraki Dış İlişkiler Konseyi’nde (FAC) değineceğiz.

Sorulara zaman kalması için konuşmamı burada sonlandıracağım.

Soru-Cevap

S: Az önce bölgede gemiciliği daha iyi korumaya yönelik seçenekleri tartıştığınızı söylediniz, ancak öte yandan Üye Devletlerin AB’nin bölgedeki misyonunun görev tanımını değiştirme konusunda istekli olmadığını belirttiniz. Nihayetinde hangi seçeneği tercih edeceğiniz konusunda biraz daha detay verebilir misiniz? Ve ikinci sorum, eğer mümkünse; bu sabah görüştüğünüz Avrupa Güvenlik Stratejisi konusunda Üye Devletlerden ne tür bir yönlendirme aldığınızı da söyler misiniz? Teşekkürler.

Öncelikle, bölgedeki deniz taşımacılığı konusu. Bölgedeki bu durum Avrupa’nın savaşı değildir. Dediğim gibi, Kızıldeniz’de ASPIDES operasyonumuz var. Görüşme, operasyonun yeterli sayıda deniz gücüne sahip olmadığı için güçlendirilmesi gerektiği yönündeydi. Daha fazla deniz gücüne sahip olmalı. Ancak bu görev tanımının Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletilip Maskat hattından kuzeye gidilip gidilmeyeceği konusundaki tartışmada, Üye Devletlerden bu yönde bir istek gelmedi. Dediğim gibi, hiç kimse bu savaşa aktif olarak dahil olmak istemiyor. Ve elbette herkes sonucun ne olacağı konusunda endişeli. Vurgulanan bir diğer husus da çözümler için yürütülen diplomatik temaslardı. Hindistanlı Bakan ile de bu konudaki deneyimlerini ve bu süreci ileriye taşıma imkânlarını görüştük.

Güvenlik Stratejisi konusunda, Üye Devletlerden şimdiden çok sayıda resmi olmayan belge aldım. Üye Devletler neyin önemli olduğunu vurguladılar. Söyledikleri bir diğer husus da elimizdeki mevcut belgeleri tekrar etmememiz gerektiğiydi. Bunun yerine uygulamaya odaklanmalı ve şu anda karşı karşıya olduğumuz yeni sorunları ele almalıyız. Bu çalışmanın henüz çok, çok başındayız; dolayısıyla bu aslında Üye Devletlerin endişelerini dinlemek için yapılan bir durum tespiti çalışmasıydı. Tüm Üye Devletleri bu belgeleri sunmaya teşvik ettim. Hepsi elimize geçtiğinde, bunları bir araya getirip süreci ilerletebiliriz. Görmek istediğim, belgenin tüm yönleri kapsamayan, kısa ve siyasi bir metin olmasıdır. Ancak bakalım ne sonuç çıkacak.

S: Sayın Yüksek Temsilci, biri İran diğeri Batı Şeria üzerine birkaç sorum var. Batı Şeria ve Gazze’de ölümler devam ediyor. Dün, dört kişilik bir aile, Bayram alışverişi yapmaya giderken araçlarında öldürüldü. Hayatını kaybeden bu dört kişiden ikisi henüz çocuk yaştaydı ve ordu tarafından öldürüldüler. Gazze’de can kayıpları durmaksızın devam ediyor. Sorum şu: İsrail’e yeterince baskı uygulamadığınızı ve bu savaşın uluslararası kamuoyunun ilgisinin, Avrupa’nın ilgisinin Batı Şeria ve Gazze’deki durumdan uzaklaşmasına neden olduğunu düşünmüyor musunuz? İran konusunda ise, sakıncası yoksa; İran’a ilişkin Bağımsız Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonu başkanı bu öğleden sonra yaptığı açıklamada, yürüttükleri incelemeden çıkardığı temel dersin şu olduğunu söyledi: askeri harekat ne hesap verebilirlik sağlıyor ne de İran’da anlamlı bir değişim getiriyor. Aksine, bunun ülke içindeki baskıyı şiddetlendirme riski taşıdığını belirtti. Görüşmenin ardından bizi bu konuda aydınlatabilir misiniz? Siyasi hedef nedir? Savaşın siyasi bir hedefi var mı ve toplantıda bu konuya ilişkin bir sonuca varıldı mı? Teşekkürler.

Evet, Orta Doğu’daki bu yeni savaşın dikkati Gazze ve Batı Şeria’da olup bitenlerden uzaklaştırdığı doğrudur. Bakanlar da bu konuyu gündeme getirdiler; çünkü bu durumun insani yardıma erişimi, Gazze’ye insani yardımların ulaşmasını yeniden engellemek için kullanıldığını görüyoruz. Barış planının ikinci aşaması tamamen durmuş durumda, bu yüzden dikkati orada tutmalıyız. Ayrıca şiddet yanlısı yerleşimciler; yani faillerin hesap vermeden insanları öldürmesi meselesi başlı başına son derece ciddi bir sorundur. Bu nedenle, şiddet yanlısı yerleşimcilere yönelik yaptırımların masada olduğuna dair çağrı yinelendi. 26 ülke bunu istiyor, bir ülke engelliyor. Karşı karşıya olduğumuz acı tablo budur. Askeri harekata gelince; bu askeri harekatın hedefleri, savaşı başlatan taraflarca  açıklanmalıdır.

 Avrupa bu savaşın bir parçası değildir. Bu savaşı biz başlatmadık ve siyasi hedefleri belirsizdir. Elbette farklı taraflarla görüşüyoruz. Ancak savaşları başlatmak kolay, durdurmak çok zordur; ayrıca işler çok karışır ve kontrolden çıkar. Ekonomik sonuçlar açısından şu anda gördüğümüz kadarıyla; dünyanın enerjisinin —yani petrol ve gazın— %20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. Bu durum en çok Asya’yı etkiliyor. Gübreler Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu Asya’yı ama aynı zamanda Afrika’yı da etkiliyor. Eğer bu yıl gübre tedarik edemezsek, gelecek yıl kıtlık yaşayacağız. Dolayısıyla bu, pek çok sonucu olan çok, çok büyük bir savaştır ve bu nedenle ortaklarımıza da toplu olarak nasıl savaşan tarafları durmaya ikna edebileceğimiz konusunda ulaşıyoruz. Yani bu konuda çalışıyoruz.

S: Siz konuşurken İran Dışişleri Bakanı Arakçi, Boğaz’ın sadece İran’ın düşmanlarına kapalı olduğunu söyledi. Bu, diplomatik bir çözüm için temel olabilir mi?

Bu aynı zamanda Hindistan Dışişleri Bakanı ile yaptığımız görüşmenin de konusuydu. Dediğim gibi, diplomatik çözümler üzerinde çalışıyoruz. Ancak sorun şu ki, deniz taşımacılığı söz konusu olduğunda devrede çok fazla aktör var. Haberleri takip edip büyük bir risk olduğunu, dolayısıyla da fiyatların arttığını söyleyen sigorta şirketleri var. Ayrıca gemi mürettebatları var. Nihayetinde geminin gidip gitmeyeceğine ve bu riski alıp almayacağına kaptan karar veriyor. Eğer yeterince güvende hissetmezlerse mürettebatlarını riske atmazlar. Ve hiç kimse mürettebatı tehlikeli bir duruma girmeye zorlayamaz. Şöyle ifade edeyim: Artık geçişin barışçıl ve güvenli olduğunu göstermek için somut ve elle tutulur sonuçlara sahip olmanız gerekir. Bu sadece bizim düşman olup olmadığımızın değerlendirmesi değildir. Durum çok karmaşık. Ve kesinlikle Avrupa’nın tüm desteği diplomatik çözümden yanadır.

Videonun bağlantısı: https://audiovisual.ec.europa.eu/media/video/I-286355