Demokrasi ve İnsan Hakları Avrupa Girişimi Forumu - Sayın Hélène Flautre'in konuşması

 

 

Türkiye’de ilki 4-5 Şubat 2008 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Demokrasi ve İnsan Hakları Avrupa Girişimi Forumu münasebetiyle Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi bünyesindeki İnsan Hakları Alt-Komitesi Başkanı Sayın Hélène Flautre konferansta konuşma yapmak üzere Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu tarafından davet edilmiştir. Konferansa katılamayan Sayın Flautre aşağıdaki konuşma metnini göndermiştir:

 

 

“İnsan hakları ve demokrasi alanlarındaki hedefler bir yandan AB/Türkiye ilişkilerinin kalbini oluştururken, bir yandan da kadın hakları, azınlık hakları, sendikalılaşma ve örgütlenme özgürlükleri ile yurttaşlık ve ifade özgürlüklerinin yanısıra ekonomik, sosyal ve kültürel hak taleplerinin de odak noktasını oluşturmakta.

 

Bu hedefler aynı zamanda, Euromed bölgesinde de istikrarın ve kalkınmanın teminatıdır. Bizler, Avrupa-Akdeniz Parlamenterler Meclisi bünyesinde Türk milletvekilleri ile birlikte çalışırken, yürütme erki temsilcilerimiz de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT ) ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi gibi uluslararası mercilerde Türk meslektaşlarıyla birlikte çalışmaktalar. AB ile Türkiye, İnsan Hakları ve demokrasi alanlarında, çeşitli düzeylerde sürekli ortak çalışmalarda bulunuyorlar.

 

Ortak referans ve taahhütlerimizi oluşturan bu alanlarda yürütülen işbirliği çok değerlidir. Çünkü günümüzde, 2. Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen ve geliştirilen İnsan Hakları mekanizmalarının baskı altına alınmasıyla karşı karşıya bulunuyoruz.

 

Kimi ülkeler İnsan hakları alanında ulusal bir görüş talep etmekte ve bu alandaki her girişimi dış müdahale olarak algılamakta; kimi ülkeler, örneğin seçim süreçinde uygulanan denetimlerden kaçmak için, “Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi” (ODIHR) gibi mercileri gözden düşürmeye çalışmakta; kimileri ise, olağanüstü durumları bahane ederek İnsan haklarına yönelik taahütlerini askıya almaktalar. Teröre karşı mücadele buna en iyi örnek! Bu çalkantılar arasında, AB ile Türkiye'nin sağlam, tutarlı ve ortak tutumları büyük önem taşımaktadır.

 

Kalkınmanın, barışın, demokrasinin ve İnsan haklarının oluşturkları dairenin erdemine ikna etmenin tek yolu işbirliğimiz ve icraatlarımızdır. Ülkelerimizde İnsan haklarına karşı her türlü girişim zararlıdır. CIA'nın gizli uçuşları ve terorist addedilen kişilerin yasadışı yollarla iadesi nasıl AB'nin gerek konumunu, gerek İnsan hakları konusunda söz söyleme meşruiyetini büyük ölçude zayıflattı ise, ifade özgürlüğüne karşı tekrarlanan saldırılar da, aynı şekilde, Türkiye'nin itibarını lekelemektedir.

 

Bu koşullarda, o güçlü, inandırıcı, ortak duruşu nasıl inşaa edebiliriz? İnanıyorum ki, bu soru, ortak cabalarımızla yanıt bulacaktır! Özellikle karmaşık olan bazı konularda tek bir yanıtımız yok. AB’de her ülke, yıllar boyunca karşılaşmış olduğu sosyal akımlara göre, gerek devlet ile dinler arasındaki, gerek devlet ile din, dil ve kültür temelli azınlıklar arasındaki ilişkileri kendi modeline göre düzenlemiştir. Ayrımcılıklara karşı, örneğin Romanlara yönelik ayrımcılığa karşı, mücadele programları uygulamaya konulmuştur. Bu konuda, Avrupa Konseyi milli azınlıkların korunması çerçeve konvansyonu ortak referansımızı teşkil etmektedir. Sanırım, Avrupa devletlerinde uygulanan politikaların karşılaştırmalı bir değerlendirmesi temelinde Türkiye'de açık bir tartışma düzenlenmesi, bu denli hassas bir konunun, gereksiz gerginlik ve yanlış anlamalardan uzak olarak ele alınmasına yararlı bir katkı sağlayacaktır.

 

TBMM'nin düzenli olarak değerlendirdiği temel haklar arasında ifade özgürlüğü de yer alıyor. Hükümet’in açık taahhütlerde bulunmuş olmasına, sivil toplum örgütlerinin taleplerini ve eylemlerini geliştirmiş olmalarına karşın, bir sonuca ulaşılamadan sürüncemede kalındı. Sonuçta, 301. maddenin yürürlülükten kaldırılması veya elden geçirilmesi gecikmektedir! Yeni yılda kaç dava süregeliyor ? Aralık ayında yaptığımız ziyareti izleyen haftada 4 dava vardı ! Entellektüel gazetecilik ve siyasi faaliyetlerinin üzerinde sallanan bu Damokles’in kılıcı, demokratik hayatın gelişimini ve ifade özgürlüğünü hoş görülemez şekilde frenlemektedir.

 

301. madde bugüne dek fazlasıyla zarara yol açmıştır ama bu rağmen davalar ve suikast girişimleri sürmektedir. Hrant Dink'i hiç bir zaman unutmayacağız, ne sıradışı kişiliğini ne de o iğrenç cinayeti. Anısına toplanan kalabalıklar gelecek için umut ve güven kaynağıdır. Bu umut, hükümet için bir esin kaynağı olmalı. Bunun yanısıra, düşünce ve ifade özgürlükleri davalara konu olmaya devam ettikleri takdirde, Sakharov düşünce ve vicdan özgürlüğü ödülü aday seçiminde bizlere de ilham verebilir. Ancak umuyorum ki yakın bir gelecekte, bu madde, Avrupa ülkelerinde gördüğümüz yasalara benzer bir değişime uğrayacaktır. Çünkü Birlik bünyesinde, üye ülkeler de kamu düzenini sağlayan mercileri ve devlet kurumlarını korumak konusunda duyarlılar. Ancak, 301'e benzer bir düzenleme bulunmamaktadır sözde korunması gerekli olan (Türklük) kavramının mukabiline bir yaptırım hiçbir yerde öngörülmemektedir.

 

Üniversitede türbanın kullanımına gelince, kanımca, İnsan haklarıyla bağlantılı iki tartışma söz konusu. Birinci bakış açısı din özgürlüğü temelinde. Buna göre, inançları bu doğrultuda olan kadınlar türban takma hakkını talep edebilmeli ve türban takabilmeli. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye ile ilgili kararını açıkladı. 2005 Şahin kararında, Mahkeme, kamu düzenini, Türk kanunlarında mevcut yasaklara sığınarak korumayı tercih etti. Din özgürlüğünde bir sınırlama olduğunu kabul etmiş olsa da, getirilmiş olan gerekli ve ölçülü sınırlamanın bu hakkın ihlaline yol açtığına hükmetmemiştir. Mahkeme ayrıca, Müslümanlığın tezahürünün, ne özgürlükler, ne de kamu düzeni açısından tehlike oluşturmadığını, bunun ancak kimi durumlarda söz konusu olabileceğini açıkca ifade etmiştir. Türkiye'de kanun değişikliği olması durumunda, Mahkeme'nin tekrar aynı şekilde karar vereceği kesin değil.

 

Diğer bakış açısının temeli daha ziyade ideolojik. Burada, kanımca geçerli tek kriter, kadınların, seçimlerinin özgür ve aydılanmış olması kaydıyla, dini biçimciliği seçme özgürlukleridir. Eğer çevre baskısı, türban özgürlüğünü başı açık kadınlara karşı hakarete yol açıyorsa, o zaman kadın hakları gerilemiş olur. Bu nedenle, bugün kadınların üniversitede türban hakkı için mücadele edenlerden, türban takmayan ve takmayı reddeden kadınlar için de aynı gayret ve aynı hoşgörüyle mücadele etmelerini istiyorum. Bu sorun Fransa'da tartışmalara yol açmış, hatta Türkiye'de olduğu gibi hala tartışılmaktadır.

 

Anayasayı değiştirmek tartışmalara son vermez, bu nedenle, karar alıcılarını, kararlarının özgürlükler alanındaki etkilerinin bilincinde olmaya davet ediyorum. Çünkü, gerçekçi olalım, bu noktada, türban meselesini aşan ve erkek/kadın eşitliğine paralel olarak ele alınması gereken bir konu ile karşı karşıyayız. Tartışmanın temelinde Türk toplumunda kadının rolü yatıyor, oysa konuyu erkekler tartışıyor ! Bu noktada saf değilim ve duruşum şüphe götürmüyor, kadın haklarından yanayım ! Kadın hakları dernekleri önerilerde bulundular, bunlara kulak verelim ve faaliyetlerini aktif bir şekilde destekleyelim.

 

Tartışmaya açılmasına ve onaylanmasına ilişkin süreç henüz belirsiz olan bu Anayasa projesine gelince, pek çok aktör görüş bildirdi, ancak görüşlerin çatışacağı ve hedeflerin açıklanacğı ortam eksik ! Sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine şeffaflık içinde nasıl baş vurulacak, bu kuruluşlar hakemliği nasıl etkileyecekler? Anayasa’nın kabulü için gerekli uzlaşma nerede oluşturuluyor? Belki AB yöntemsel öneriler sunarak, sivil toplum ve uzmanları da sürece dahil edecek açık bir girişim önerebilir. Parlamenterler arası diyalog yapılarımız mecvut. Bunları, Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları Enstrümanı'nın güçlendirmekle görevli olduğu sivil toplum uzmanlığıyla beslemeye tereddüt etmemeliyiz.

 

Ülkenize düzenli olarak geldiğim için, Avrupalıların duruşlarının ve demeçlerinin Türkiye'de ne kadar etkili olduğunu ölçebiliyorum. Kimi zaman seçim süreçlerinde ve hatta milliyetçiliği körüklemek amacıyla bile kullanıldıkları oluyor. Avrupalı liderlerin Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki karmaşık sesleri beni üzüyor. Bu demeçler güvenilirliğimizi, dolayısıyla demokrasi ve İnsan hakları yönündeki girişimleri destekleme kapasitemizi zayıflatmaktadır. Bazı Avrupalı siyasetçiler AB'nin Hristiyanlık temelinde kurulduğu iddiasıyla Türkiye'nin tamüyeliğine açıkça karşı çıkmışlardır. Kesin olarak red ettiğim bu tür demeçler sadece Türkiye ile ilişkilerimizde değil, aynı zamanda kendi Avrupalı halklarımıza karşı da sorun teşkil ediyor. Avrupa dini değerlerle tanımlanamaz. Bunu iddia etmek, Avrupa toplumunun, zaten haksızca dışlanmış olan büyük bir bölümünü inkar etmek demektir. Bu dışlamaya karşı çıkıyorum ve ısrarla tekrar etmek istiyorum ki, Avrupa'nın temeli Hristiyanlık değil, İnsan Haklarının evrenselliğidir!”