Diplomatik uçuşlar
Büyükelçi Marc Pierini’nin Türk Hava Yolları Dergisi SkyLife© Aralık 2008 sayısı için hazırladığı makale.
Ankara'da bir diplomatik misyonun başkanı olmak, yıl boyunca başkentte oturup politikacı ve bürokratlarla sohbetin tadını çıkarmak anlamına gelmiyor.
Türkiye gibi büyük bir ülkede büyükelçi olmak; Doğu'dan Batı'ya, Kuzey'den Güney'e seyahat ederek valiler, belediye başkanları, milletvekilleri, iş çevreleri, sivil toplum örgütleri, medya ve vatandaşlarla bir araya gelmeyi gerektiriyor.
Bir AB büyükelçisinin bir diğer görevi de, AB katılım müzakerelerine paralel olarak sürdürülmekte olan “AB katılım öncesi yardım programları” çerçevesinde, Avrupa Komisyonu ile Türk idari kurumlarının ortaklaşa yürüttükleri 250 kadar projenin bir kısmını ziyaret etmektir.
Dolayısıyla, Türk Havayolları ile kardeş şirketi Anadolu Jet, diplomatik rutinimin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Ankara ve İstanbul'daki THY salonlarında karşılaştığımız insanlar tanıdık yüzler, uçuş görevlilerinin “Salata mı sandviç mi?” (Ekonomi sınıfında uçuyorum) sorusunu duymak da bir alışkanlık haline geldi artık, hatta, uçak isimlerine bile aşina oluyor insan (Örneğin; Zonguldak uçağı ile birkaç kez uçtum).
Daha sıklıkla İstanbul'a uçuyor olsam da, Türkiye'de bulunduğum iki yıl süresinde 15 ayrı ili ziyaret ettim. Ne de olsa bir ülkeyi tanımanın yolu salt evrak dosyalarından değil, göklerden de geçiyor.
Atatürk Havalimanı'na güney istikametinden inişe geçildiğinde Adaların, kuzeyden de Boğaziçi'nin manzarası, beni her defasında etkiler. Esenboğa'ya güneyden inerken de Ankara'nın ne kadar büyük olduğunu görmek sürpriz olmuştur benim için. Adıyaman'a inişteki Atatürk Barajı manzarası da görülmeye değer.
Türk Hava Yolları ve Anadolu Jet'in kuşları, beni İzmir'in meltemine, Adana, Antep, Mardin ve Urfa'nın kuru sıcağına ve Trabzon'un nemli puslu havasına götürür. Gittiğim her yerde sıcak ve samimi duygularla karşılandım, ve tabii AB konusunda ve Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine ilişkin birçok soruyla karşılaştım... Resmi görüşmelerimin yanı sıra Hamsiköy (Trabzon) ile Bafa Gölü (Aydın) kıyısındaki Serçin'de, köylüler ve muhtarla sorunlarını tartışırken, AB-Türkiye konularında sahip oldukları kapsamlı bilgi ve siyasi bilgeliği keşfettiğim kahvehane sohbetlerini hiçbir zaman unutamam.
Bu ve pek çok diğer sohbetten anladım ki, Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin siyasi yönleri bir yana, “AB gündemi” dediğimiz kavram, artık Türk insanının gündemi haline gelmiş bulunuyor: gıda güvenliği laboratuarları, daha temiz bir hava, adalet, ifade özgürlüğü, kadın ve çocuk hakları söz konusu olduğunda, AB standartları herkes için “ilerleme” anlamını taşıyor artık.
Uçmaktan haz eden birisi olarak, üzüntü duyduğum bir nokta var; AB'nin yürütme organının Türkiye'deki temsilcisi olarak en çok Türkiye içinde ve Brüksel'e, tatillerimde de memleketim Marsilya'ya uçuyorum. Dolayısıyla, Türk Hava Yolları'nın Airbus 340 ve 330 gibi 'büyük kuşları' ile uçma imkânım hiç olmuyor.
Bu makale Türk Hava Yolları dergisi Skylife için hazırlanmış olup, Skylife Aralık 2008 sayısında yayınlanmıştır.