Federica Mogherini tarafından Miroslav Lajčák ile düzenlediği basın toplantısında yapılan açıklama

Brüksel, 03/09/2016



Çok teşekkürler Miro. Bu tarihi an dolayısıyla bizzat sana, Slovak Dönem Başkanlığına ve Slovak halkına teşekkür etmek istiyorum. Bugün ve yarın olan bitene odaklanarak; Slovakya’nın Avrupa Birliği, bölgemiz ve dünyanın geri kalan bölgeleri açısından oldukça karmaşık bu dönemde ilk kez dönem başkanlığını üstlenmiş olduğu bu tarihi anı biraz dikkatimizden kaçırıyoruz. Bu iki günlük yoğun çalışma sonunda bir değerlendirme yapmamız gerekirse, Slovak Dönem Başkanlığı’nın şimdiden büyük bir başarıya ulaştığını; ortak pozisyonlara büyük katkılar sağlamakta olduğunu ve önemli bir dizi konuda ilerlemeler kaydettiğini söyleyebiliriz. 



Söze, çalışmalarımızın son bölümünden başlamak isterim. Sadece Türkiye ile değil; aday statüsündeki tüm Batı Balkan ülkeleri ile (yani Arnavutluk, Sırbistan, Karadağ ve Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya) önemli bir oturum gerçekleştirmiş; böylece, Avrupa Birliği ve Birlik Üyesi Devletlerin, AB entegrasyon sürecinde ilerlenmesi doğrultusundaki tam kararlılığını da gözler önüne sermiş bulunuyoruz. Özellikle son dönemde önemli ilerlemelerin kaydedildiği; radikalleşme ve terörle mücadelenin yanı sıra mülteci akışının yönetimi ile ekonomik bağlar konularında pek çok ortak çalışmanın yürütüldüğü Batı Balkanlar’ın gelecekteki çalışmalarımızda önemli ortaklarımız olduklarını vurguladık. 



Bu sabah Türk meslektaşımız Avrupa Bakanı [Ömer] Çelik ile uzun bir görüşme gerçekleştirdik; dün akşam kendisiyle ikili bir görüşme de yaptım. Bu görüşme, darbe girişiminin ardından kendileriyle, şahsım ve 28 Bakan arkadaşımla beraber, ilk kez bir araya gelişimiz oldu; Türk halkına ve kurumlarına tam dayanışma hislerimizi ve desteğimizi ifade ettik. Kurumların ve halkın, muhalefet ile de birlikte, bir araya gelerek bu darbe girişimi karşısında demokrasiyi savunmalarına duyduğumuz derin saygıyı dile getirdik. Avrupa Birliği, [darbe girişiminin] daha ilk saatlerinden başlayarak --hatta daha ilk dakikalarından bile diyebilirim-- oldukça netti: sanıyorum ki Miro ve ben, parlamentodan başlayarak meşru ve demokratik yollarla seçilmiş kurumları destekleyen ilk açıklamaları yapanlar olduk. Bugün de bu zor anlarında, Türkiye kurumları ve halkına desteğimizi bir kez daha ifade ettik. 



Bunun Türkiye açısından; aynı zamanda Avrupa Birliği için ve Türkiye ile olan ilişkiler bağlamında, bir dönüm noktası olabileceğini çok iyi anlıyoruz. Bu nedenle bugünkü toplantılarımızdan, önümüzdeki Cuma günü Komisyon Üyesi Hahn ile birlikte Ankara’da katılacağımız Üst Düzey Siyasi Diyalog toplantılarına hazırlanmak üzere de yararlanacağız. Türkiye ziyaretimizde hem ikili meseleleri, bölgesel konuları ve dış politika konularını hem de işbirliğimizi gerektiren ortak hususları ele alacağız. 



Türk dostumuzla hepimizin paylaştığı ana mesajımızın, her şeyden önce, diyaloga yönelik güçlü taahhüdümüzün yinelenmesi olduğunu söyleyebilirim. Birbirimiz hakkında daha az; birbirimizle daha çok konuşmamız gerekiyor. Ayrıca birbirimizi dinleyip anlamalıyız- geride kalan haftalar içinde darbe ve darbeye dönük tepkilerle birlikte, Türk kamuoyu ve Avrupa kamuoyunun duyduğu hisleri de aynı şekilde tam saygı duyarak, açık ve yapıcı bir yaklaşımla [anlamaya çalışmalıyız]… İşte bu sabah olumlu bir atmosfer içinde başlattığımız süreç de budur. 



Önceden aramızda yapılmış olan tüm anlaşmaların sürdürüleceği ve bunlara riayet edileceği hususunda mutabık kaldık. Sadece vize serbestisi, gümrük birliğinin modernleştirilmesi, mülteci akınının yönetilmesi değil, aynı zamanda ekonomik ilişkiler ve enerji konuları da dâhil olmak üzere, tüm alanlarda çalışmalar sürmektedir. Önümüzdeki haftalar ve aylarda tüm yollardan işbirliğimizi devam ettirmeye karar verdik. 



Bununla birlikte, tüm Üye Devletler ve Avrupa Birliği'nin tamamı için temel önem taşıyan ve endişe yaratan, sizlerin de gayet iyi bildiğiniz, bazı hususları da ele aldık. Tüm bunları karşılıklı saygı içerisinde, açık ve yapıcı bir şekilde görüştük. Görüşmemiz gereken hususları, her şeyden önce Türkiye'nin Avrupa Birliği açısından önemli bir ülke ve Birliğe aday olması nedeniyle, son derece net ve açık bir şekilde dile getirmemiz gerekiyor. Bunları belirtmek gerekirse; hukukun üstünlüğü ile bağlantılı konular, adil yargılanma ihtiyacı, medya ve ifade özgürlüğü ile ilgili bazı hususlar ve elbette ki Avrupa Birliği kamuoyunda endişeye yol açan idam cezası ile ilgili eski tartışma. 



Burada önemli olanın, gündemimizde yer alan tüm meselelerin ele alınması olduğunu hem bizler, hem de Türk dostumuz bir kez daha teyit etti. Diyaloğumuzda herhangi bir tabu yok, ancak meseleleri dostane bir şekilde, açık ve yapıcı bir üslupla ele almalıyız. 



Zannediyorum bugün bu konuda muvaffak olduk. Aynı ruh haliyle, Kürt meselesini de görüştük. Gerek Avrupa Birliği, gerekse tüm Üye Devletleri için PKK'nın bizim için bir terör örgütü olduğu çok açıktır. Aynı zamanda hepimiz, tıpkı Erdoğan'ın birkaç yıl başlatmış olduğu girişim gibi, Kürt meselesine çözüm bulmak için, HDP ile diyaloğu da içeren, siyasi bir sürecin yeniden başlatılmasının olumlu bir gelişme olacağına inanıyoruz. 



Ayrıca, hukukun üstünlüğü ile ilgili hususlarda, bilhassa ülkede ilan edilen olağanüstü hal konusunda, Avrupa Konseyi ile birlikte yapıcı bir şekilde çalışma imkânından da bahsettik. Bu konuda yürütülebilecek çalışmaları pratik açıdan takip etmek üzere Avrupa Konseyi Genel Sekreteri [Thorbjørn] ile temas halindeyim. Bu arada, bu konu --AB-Türkiye arasındaki diyalog ve işbirliğinin tamamı-- sadece ikili ilişkilerimiz sebebiyle AB ve Türkiye için önem taşımakla kalmıyor, aynı zamanda çoğu AB ülkesinde büyük bir Türk nüfusu bulunduğu için de son derece önemli. Bu sebepten dolayı, bu konuda çok yoğun bir görüş alışverişinde ve diyalogda bulunduk, önceden belirttiğim üzere bunu çok yapıcı ve samimi bir üslupla gerçekleştirdik- önümüzdeki hafta Ankara'da bu diyaloğun devamını sabırsızlıkla bekliyorum. 



Gündemimizde ayrıca iki husus daha bulunuyordu. Miro tarafından ifade edildiği üzere, doğu Ukrayna'daki çatışmanın çözülmesini amaçlayan Minsk anlaşmalarının eksiksiz bir şekilde uygulanması sürecine Avrupa Birliği olarak bizim katkımızı görüştük. Bu saatlerde okul döneminin başlaması nedeniyle yapılan bir ateşkese tanık oluyoruz. Hep beraber bunun gelecekte meydana gelebilecek daha umut vaat edici gelişmeler için bir zemin oluşturması temennisini paylaştık, özellikle Ukrayna'nın doğusundaki halkın durumu konusunda üzerimize düşeni yapmaya kararlıyız. Avrupa Birliği'nin, AGİT'le işbirliği içerisinde yürütülecek çalışmalar da dâhil olmak üzere, yapabileceği çok şey var. 



Küresel Strateji'nin uygulanmasını da ele aldık. Dün Bakanlara, ileriye götürebileceğimiz özel adımlar konusunda son derece somut teklifler ve takvimler sundum. Bunun izlenecek doğru yol olduğu hususunda genel bir uzlaşı ve anlaşma söz konusuydu, o sebepten dolayı bu konuları ayrıntılı bir şekilde geliştirerek önümüzdeki günler ve haftalarda tekrar bakanlara ve ayrıca savunma bakanlarına takdim edeceğim. 



Şüphesiz dış politika ve güvenlik politikamızın tüm alanlarını ele alacağız ancak AB'nin daha fazla adım atabileceğini ve birlikte daha fazla adım atabileceğimizi gördüğümüz güvenlik ve savunma alanlarına özel önem verdik. Mevcut antlaşmalar bu yönde gerekli temeli sunmaktadır. Üye Devletlerin de bu yönde hareket etmeleri için siyasi iradeye sahip oldukları açıktır, dolayısıyla önümüzdeki haftalarda bu alanda somut ilerleme kaydetmek üzere somut bazı öneriler sundum. Bu çerçevede, Eylül ayı ortasında yapılacak Bratislava Zirvesi'nin devlet ve Hükümet Başkanları düzeyinde bu tekliflerin değerlendirilmesi için bir vesile olabilir.



Burada sözlerime son vererek sorulara vakit ayırmak isterim. Teşekkür ederim.  



Video bağlantısı: http://ec.europa.eu/avservices/video/player.cfm?ref=I125636 



Q. AB'nin Türkiye'ye vize serbestisi tanıması gerçekçi midir? Türkiye'nin göçmen anlaşmasını iptal etmeye karar vermesi halinde AB'nin bir B planı var mıdır?  



Söylediğim gibi, geçen aylarda üzerinde çalışmaya başladığımız tüm anlaşmalarla ilgili çalışmalarımız yapıcı şekilde devam etmektedir. Bu da, bugün yapılan açıklamada gördüğümüz üzere, Türk tarafının, özellikle mülteci akınlarının yönetilmesine ilişkin anlaşmalara bağlı kalınması yönündeki pozisyonunu yeniden teyit ettiği anlamına gelmektedir. Bizim açımızdan ise, ayrı bir konu olan vize serbestisi meselesinde, hem AB hem de Türk tarafı olarak üzerinde mütemadiyen çalışmakta olduğumuz net bazı kriterler söz konusudur. Son haftalarda bu yönde yürütülen çalışmalarda herhangi bir kesinti olmamıştır. Dünden önceki gün Komisyon Üyesi Avramopoulos tam da bu konuyu görüşmek üzere Ankara'daydı. Mevcut çerçevede bir değişiklik söz konusu değildir, kriterler halen geçerlidir ve bunların yerine getirilmesine ilişkin çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmanın sonuç vermesini ve siyasi olarak karar aldığımız yönde ilerleme kaydedebileceğimizi umuyorum. 



Q. Minsk anlaşmaları ve Rusya ile ilişkiler konusuna gelirsek. İçeride bir uzlaşı söz konusu mudur? Başka bir deyişle örneğin Minsk sürecinin yerine getirilmesine ilişkin adımlar yaptırımların azaltılması anlamına gelebilir. Dolayısıyla adım adım mı ilerleme kaydedilmesi planlanıyor yoksa şu noktada alınan pozisyon her adımın yerine getirilmemesi halinde yaptırımlarda herhangi bir değişiklik olmayacağı yönünde mi?  



Bu husus bakanlar arasında bu kadar detaylı şekilde ele alınmadı. Bu seçeneğe ilişkin özellikle de Almanya'da bir takım tartışmaların yapıldığını biliyorum ancak bu dün ele aldığımız bir husus değil. Dün yaptırımlar konusundan çok Minsk anlaşmalarının birebir hayata geçirilmesi ve AB'nin –yaptırımlar dışında- bu anlaşmaların eksiksiz uygulanması için cesaretlendirmek, süreci hızlandırmak için neler yapabileceğine yoğunlaştık. Zira sizlerin de iyi bildiği üzere, en başta da bunu yinelemiştim,  AB için asıl mesele yaptırımların kendisi değil çatışmanın sona erdirilmesidir. Ayrıca amacımızın çatışmanın sona erdirilmesine katkı sağlamak olduğunu her zaman akılda tutmamız gerekir. Dolayısıyla dün yaptığımız da buydu ve Miro'nun da sözünü ettiği gibi, ayrıca Almanya ve Fransa Dışişleri Bakanları [Frank-Walter] Steinmeier ve [Jean-Marc] Ayrault'nun bizlere sunduğu mevcut durumun bir değerlendirmesini yaptık. Görüşmelerin mevcut durumuna ilişkin bizlere mükemmel bir değerlendirme sundular. Bizler de Normandiya formatına bu formattaki çalışmalarına desteğimizi ifade ettik. Nitekim dünkü görüşmemizin amacı tam da bu desteği ifade etmekti.          



Video bağlantısı: 



 http://ec.europa.eu/avservices/video/player.cfm?ref=I125637&sitelang=en&videolang=EN