Yüksek Temsilci/Başkan Yardımcısı Federica Mogherini tarafından Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda AB-Türkiye ilişkileri konusunda yapılan açıklamalar
Brüksel, 22/11/2016
Strasburg – 22 Kasım 2016
Okunan Metin Geçerlidir!
Sayın Başkan, Değerli Üyeler,
Bir kez daha, isabetli bir zamanda, Türkiye'yi konuşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Zira Türkiye bir dönemeçten geçmekte olduğu için Türkiye ile ilişkilerimizde de kritik bir süreçteyiz.
15 Temmuz gecesi, darbe teşebbüsü sırasında, Türkiye'de demokrasi ve demokratik kurumların, sokaklara dökülen ve tanklara meydan okuyan Türk halkının, o gece vurularak öldürülen iki yüzü aşkın masum insanın, bombalanırken Meclisin ve darbe karşısında durarak demokrasiyi destekleyen tüm Türk partilerinin yanında durduk.
15 Temmuz gecesi Türk demokrasisini destekledik ve --TBMM'de meşru bir parti olan HDP liderlerinin tutuklanmasına ve hapse konulmasına tanık olduğumuz bugünlerde de-- yine Türk demokrasisini destekliyoruz.
HDP eş-başkanlarının tutuklanması ve bazı milletvekillerinin gözaltına alınması, son derece endişe verici gelişmelerden oluşan uzun listede yerini almıştır. İdam cezasının yeniden getirilmesi konusunda tekrar gündeme gelen tartışmalar, ifade özgürlüğü üzerinde devam eden kısıtlamalar, medya kuruluşlarının kapatılması, gazeteci ve akademisyenlerin tutuklanması, binlerce kamu personelinin görevden alınması ve yargı sistemi bakımından son derece kaygı verici durum bu gelişmeler arasında yer almaktadır.
Her zaman net bir şekilde ifade ettiğimiz üzere, darbe ve terör faillerinden eylemleri nedeniyle hesap sormak Türk makamlarının meşru hakkıdır. Ayrıca tüm siyasi partilere terörle bağlantılı şiddeti kati surette kınama çağrısında bulunduk.
Bununla beraber, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının aşırıcılık ve terörün en güçlü panzehri olduğunun da bilincindeyiz. Her türlü görevi suiistimal iddiası münferit davaların hepsinde şeffaf prosedürler yoluyla ortaya konulmalıdır. Bireysel cezai sorumluluk ancak kuvvetler ayrılığına, yargının bağımsızlığına ve her bireyin adil yargılanma hakkına tam saygı göstererek sağlanabilir.
Tüm bunlar geçen Pazartesi Dışişleri Konseyi'nde üzerinde mutabık kaldığımız hususlardı. 28 üye devlet adına 8 Kasım'da yayımlanan açıklama doğrultusunda, Dışişleri Bakanlarının tamamı ortak ve net bir AB pozisyonu benimsemenin önemi hususunda mutabık kaldı.
Türkiye ile ilişkilerimiz kritik bir aşamaya geldi. Türkiye demokrasisini güçlendirmenin en iyi ve en etkin yolunun, Türkiye ile diyaloğu sürdürmek ve kanalları açık tutmaktan geçtiğine inanıyorum.
Katılım süreci enerji sektöründen ekonomilerimiz, iş dünyası ve Kıbrıs müzakerelerine uzanan pek çok alanda önemli sonuçlar elde etmiştir. Bu noktada Kıbrıs müzakerelerinin hepimiz açısından taşıdığı önemi de vurgulamak istiyorum. Türkiye'nin bir anayasa reformu yolunda ilerlemekte olduğu görülmektedir. Böylesi bir sürecin denge ve denetleme sistemi ile katılımcı demokrasinin güçlendirilmesine, ayrıca Kürt meselesinin çözümüne hizmet etmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum. Çeşitli münasebetlerle net olarak ifade ettiğimiz üzere, AB bu hedeflerin gerçekleştirilmesi sürecinde ülkeye tam destek vermeye hazırdır.
Çalışmalar devam etmektedir -kısa sürece AB Bakanı Sn. Ömer Çelik'in yanı sıra Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjørn Jagland ile de görüştüm. Avrupa Konseyi ile işbirliği özellikle önem taşımaktadır, dolayısıyla Türkiye'nin Konseyin İnsan Hakları Komiserinin endişelerine yanıt vermesini umuyorum.
Kısa vadede önemli olan süratli, adil ve bağımsız bir iç hukuk yolunun tesis edilmesidir. Aksi takdirde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok sayıda davanın akınına uğrayacaktır. Bu konuyu çözmek amacıyla Avrupa Konseyi ile bazı görüşmelerin yapılmakta olduğunu biliyorum, umarım bu çalışmalar sonuç verir.
Başta Kıbrıs ya da terörle mücadele olmak üzere, ekonomilerimiz ve iş dünyamız, mülteci konusunda Suriye'nin geleceği ve Kafkasların istikrarı için Avrupa Birliği ve Türkiye'nin birlikte yapabileceği çok şey vardır. Tüm bu alanlarda karşılıklı olarak sürekli diyaloga ihtiyacımız var.
Dış politikanın kazan-kazan çözümler yaratmaktan ibaret olduğunu her zaman söylerim. Eğer katılım süreci sona ererse, her iki taraf da kaybettiği bir durumla karşı karşıya kalır. Avrupa, Türkiye ile diyalog kanalını ve etkisini kaybeder. Türkiye de çok şey kaybeder. Ayrıca hepimiz halklarımız arasında daha fazla dostluk ve işbirliği fırsatını kaybederiz.
Bu anlayışla, Türkiye'nin reformları ve halkı üzerindeki etkimizi azaltmak değil, bilakis arttırmak için elimizde hangi araç ve enstrümanlar olduğunu kendimize sormalıyız.
Ancak bunu yapabilmemiz için Türk ortaklarımızın ne istedikleri konusunda net olmaları gerekmektedir. Bu çerçevede, idam cezası konusunda söylemden eyleme geçişin, Türkiye'nin artık Avrupa ailesinin, AB'nin ve hâlihazırda üye olduğu Avrupa Konseyi'nin bir üyesi olmak istemediği anlamına geldiği açıktır. Üyelik Avrupa'nın temsil ettiği değerleri paylaşmak anlamına gelmektedir, ancak idam cezası kesinlikle bunlardan birisi değildir.
Bazıları Türkiye'nin Batı ve Doğu arasında bir tercih yapması gerektiğini söylüyor. Ben buna katılmıyorum. Türkiye, doğası gereği, farklı dünyalar ve kültürler arasında köprü görevi görebilir ve görmelidir de. Türkiye Avrupa Birliği'nden ve demokrasiden uzaklaşırsa kendi mirasının, kimliğinin, kültürünün ve gücünün bir parçasını yitirecektir. Kimsenin menfaatine olmayan bu durum, kesinlikle Türkiye halkının da menfaatine değildir.
Türkiye'ye gerçekleştirdiğim son ziyarette hep birlikte, birbirimiz hakkında daha az konuşup birbirimizle daha fazla konuşma kararı almıştık. Böylesi bir yaklaşıma hem Türk hükümeti hem de Avrupa Birliği kanadında ihtiyacımız var. Bu çerçevede görüşlerinizi duymayı sabırsızlıkla bekliyorum, Komisyon Üyesi Hahn'la açıklamalarınızı dikkatle takip edeceğiz. Ayrıca neredeyse tüm grup liderlerinin burada bulunduğunu görmekten de ayrıca memnuniyet duyuyorum. Teşekkürler.
Video:
ec.europa.eu/avservices/video/player.cfm