Başkan von der Leyen’in 2026 Birliğin Durumu Konuşması
“Okunan Metin Geçerlidir”
Başkan Metsola,
Başbakan Carney,
Sayın Parlamento Üyeleri,
“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü.” Charles Dickens, Fransız Devrimi dönemindeki Avrupa’yı böyle anlatıyor. Bu ifade, içinde yaşadığımız dünyayı da oldukça iyi tanımlıyor. Değişimin hızı inanılmaz. Karşı karşıya olduğumuz zorluklar olağanüstü. Dolayısıyla bugün Avrupa’ya baktığımda vardığım sonuç şu: Birliğimizin durumu hiç olmadığı kadar güçlü. Ancak Birliğimizin durumu, hiç olmadığı kadar kırılgan da görünebiliyor.
Bu iki ifade birbiriyle çelişiyor gibi görünebilir. Ancak ikisi de doğru. Ve içinde bulunduğumuz olağanüstü dönemi yansıtıyor. Tüm ülkelerin yolunu bulmaya çalıştığı; büyük fırsatların ve büyük tehlikelerin iç içe geçtiği bu karmaşık çağdan söz ediyorum.
Bu dünyada Avrupa, kendi yolunu çizme seçimini yaptı. Ve artık daha güçlü, daha bağımsız bir Avrupa ortaya çıkıyor.
Bu, refahını güvence altına alan bir Avrupa. Rus fosil yakıtlarına olan zehirli bağımlılığından kurtulan bir Avrupa. Gezegendeki en büyük ticaret gücü hâline gelen bir Avrupa. Kendine özgü sosyal modelimizi korurken sanayi politikasını dönüştüren bir Avrupa.
Bu, kendini savunma kapasitesi her zamankinden daha güçlü olan bir Avrupa. Anavatanlarımızın güvenliğini sağlama yaklaşımını köklü biçimde yenileyen bir Avrupa. Sadece son beş yılda savunma harcamalarını yaklaşık %80 oranında artıran bir Avrupa.
Bu, birbirinin yanında duran bir Avrupa. Ukrayna’nın geleceği ve bizim özgürlüğümüz için mücadele ederken onun yanında durduğumuz gibi. Tehdit edildiğinde Grönland’ın yanında durduğumuz gibi. Ya da insansız hava araçları, hibrit saldırılar veya dezenformasyon demokrasilerimizi hedef aldığında birbirimizin yanında durduğumuz gibi.
Bütün bunlar tek bir şeyi kanıtlıyor: Avrupa, Avrupalıların yanındadır. Ve bugünün dünyasının soğuk kırılganlığı içinde, Avrupalılara gerçek egemenliği yalnızca Avrupa sağlayabilir.
Dolayısıyla, Sayın Parlamento Üyeleri, bu, gurur duyabileceğimiz bir Avrupa’dır.
Aynı zamanda hepimiz karşı karşıya olduğumuz tehditlerin farkındayız. Eski varsayımlar ve ilişkiler zayıflayıp aşınırken, artık açıkça düşmanca bir dünyayla karşı karşıyayız. Kıtamızda toprak kazanımı amacı taşıyan bir saldırı savaşı sürüyor; yakın çevremizde başka savaşlar da patlak verdi. Sanayi kapasitesi için verilen mücadele, küresel rekabetin şekillenmesinde belirleyici oluyor. Ve bir anlatılar savaşı, Avrupa’ya duyulan güveni zayıflatmaya, demokrasilerimizi felç etmeye çalışıyor.
Ancak insanların endişeleri yalnızca bu büyük ve küresel tehditlerle bağlantılı değil. Çok sayıdaki krizin etkileri, başta hayat pahalılığı ve konut olmak üzere, birçok Avrupalı ailenin yaşamında kendisini gösteriyor. Değişimin ve teknolojinin baş döndürücü hızı; işlerimizi, geçim kaynaklarımızı ve toplumumuzu etkiliyor. Bunun demokrasimiz ve söylemimiz üzerinde de derin bir etkisi var.
Bunu, aşırılığın yükselişinde ve nüansların giderek ortadan kalkmasında görüyoruz – hatta birbirimizle kurduğumuz ilişkilerde bile.
Bu gerçek endişeler, aramıza nifak sokmak amacıyla silaha dönüştürülüyor. Bazen dışarıdan – ama ne yazık ki çoğu zaman içeriden. Ancak izleyeceğimiz yol açık: Harekete geçme gücüne sahip bağımsız bir Avrupa inşa etmek. Hiçbir şey bizi bu yoldan saptıramaz. Çünkü bu dünyada Avrupa’nın kaderi Avrupalıların elinde kalmalıdır.
Dolayısıyla tercihimiz açık. Bu dünyada değerlerine sahip çıkan güçlü ve bağımsız bir Avrupa mı istiyoruz? Yoksa bölünmelerin ve bağımlılıkların bizi geride tutmasına mı izin vereceğiz? Birlikte kendi kaderimize karar verebileceğimiz yönündeki Avrupa idealimizin etrafında kenetlenmek mi istiyoruz? Yoksa demokrasilerimizin otoriterlerin vekilleri ve kuklaları tarafından zayıflatılmasına mı izin vereceğiz?
İster aşırı milliyetçiler ister Avrupa karşıtları olsun, ister Rusya’nın müdahalesi ister dezenformasyon olsun; isimleri farklı olabilir, ancak amaçları aynı. Değerlerimizi küçümsüyorlar ve Avrupa’daki birliğimizi parçalamak istiyorlar. Öyleyse yalnızca bunlara karşı koymakla kalmayalım; Avrupa idealimiz için birlikte mücadele edelim.
Sayın Üyeler,
Ekonomimiz, Orta Doğu’daki savaşların etkisine beklenenden daha güçlü bir şekilde karşı koydu. İşsizlik de neredeyse rekor düzeyde düşük. Ancak yüksek enerji fiyatlarının ve borçlanma maliyetlerinin yarattığı baskı, hem insanlar hem de işletmeler açısından giderek daha fazla hissediliyor.
Yatırımları korurken mali sürdürülebilirliği sağlamak için net mali tercihler yapılması gerekecek. Bu nedenle Avrupa ekonomisini yeniden canlandırmak bir numaralı önceliğimizdir.
Devasa bir pazarımız, dünya standartlarında sanayi ve hizmet sektörlerimiz, büyük bir tasarruf havuzumuz ve dünyanın önde gelen para birimlerinden biri var. Buna rağmen sermayemizi, ağlarımızı ve satın alma gücümüzü hâlâ parçalara ayırıyoruz.
İşte bu nedenle göreve geldiğimizde iddialı bir plan ortaya koyduk. Yenilikçiliğin ve enerjinin sınırlar arasında aktığı bir ekonomi inşa etmek. Şirketlerin Avrupa genelinde rekabet edebildiği ve büyüyebildiği, tasarrufların geleceğimizi finanse ettiği bir ekonomi oluşturmak. Draghi ve Letta raporlarının temel mantığı da budur. Ve bunu birlikte hayata geçiriyoruz. Ancak daha hızlı hareket etmeliyiz – tüm kurumlar olarak.
Artık “Tek Avrupa, Tek Pazar Yol Haritası” konusunda siyasi uzlaşıya sahibiz. Birlikte, gelecek yılın sonuna kadar Tek Pazar’ın bu tarihî dönüşümünü tamamlayabiliriz ve tamamlamalıyız.
Günümüz ekonomisinde hız büyük önem taşıyor. Bir izin veya form, şebekeye bağlantı ya da bir finansman kararı… Bunların her biri bir yatırımın nerede yapılacağını belirleyebilir. İşlerin nerede yaratılacağını belirleyebilir. Çok daha hızlı hareket etmemiz gerekiyor. Bu nedenle izin süreçlerini daha da hızlandıracak öneriler sunacağız.
Projelerin Avrupa’nın stratejik çıkarları açısından önemli olduğu durumlarda süreçleri büyük ölçüde hızlandırmamız gerekiyor. İdari yükün işletmeleri ve KOBİ’leri yavaşlattığı durumlarda ise bu yükü de ciddi ölçüde azaltmamız gerekiyor.
Biliyorsunuz, 12 torba teklifimiz idari yükü yılda yaklaşık 17 milyar avro azaltıyor. Ancak basitleştirme tek taraflı bir yol olamaz. Her düzeyin bu sürece katkı sunması gerekiyor. Düzenlemelere gereğinden fazla ek yük getirilmesinin zararları hakkında uzun zamandır konuşuyoruz.
Sayın Üyeler,
Evet, Avrupa düzeyinde bürokrasiyi azaltmak için elimizden geleni yapıyoruz. Ancak artık Üye Devletlerin de daha fazla sorumluluk üstlenmesinin zamanı geldiğini düşünüyorum. Sadeleştirme konusunda ciddiysek, AB düzenlemelerine gereğinden fazla ek yükümlülük getirilmesine karşı da bir mutabakata ihtiyacımız var.
Sayın Üyeler,
Enerji fiyatlarının yapısal olarak çok yüksek olduğu bir ortamda Avrupa, sanayi gücü olma niteliğini koruyamaz.
Rusya gaz akışını kestiğinde ona karşı mücadele ettik. Artık tedarik kaynaklarımız çok daha çeşitlendirilmiş durumda. Ayrıca kendi yerli temiz enerji kaynaklarımıza – yenilenebilir enerji ve nükleere – yatırım yaptık.
Ancak ardından Hürmüz Boğazı’nın kapanması geldi. Ve bir kez daha, ithal fosil yakıtlara olan genel bağımlılığımızın bedelini ağır biçimde hissettik. Çatışmanın başlamasından bu yana ithal fosil yakıtlar bize, tek bir molekül dahi ilave enerji sağlamadan, 90 milyar avro ek maliyet getirdi.
Dolayısıyla uygun maliyetli, yerli ve temiz enerjimize yönelik çabalarımızı iki katına çıkarmamız gerekiyor. Yenilenebilir enerji ve nükleer enerjinin yanı sıra biyometan ve diğer kaynaklar da buna dâhil. Teknoloji açısından tarafsız olmalıyız. Ancak kullandığımız enerji kaynakları bize bağımsızlık sağlamalı.
Bu bağımsızlık için Avrupa’yı elektriklendirmemiz gerekiyor. Hedefimiz, 2040 yılına kadar elektriğin payını iki katına çıkarmak. Böylece Avrupa, fosil yakıt ithalatına yaptığı harcamayı yılda 260 milyar avro azaltabilir. Ancak ürettiğimiz elektriğin kullanılabilir durumda olmasını da sağlamamız gerekiyor.
Geçtiğimiz yıl 80 gigavattan fazla yenilenebilir enerji kapasitesi kurduk. Ancak bunun altı katı kadar kapasite hâlâ şebekeye bağlanmayı bekliyor. İşte bu nedenle şebekeler paketine acilen ihtiyacımız var.
Daha hızlı yatırım yapmalıyız. Şebeke bağlantılarını hızlandırmalıyız. Enerji depolama kapasitesini geliştirmeliyiz. Kısacası, Avrupa’nın geleceğini elektriklendirelim.
Sayın Üyeler,
Enerji fiyatlarını düşürebilir, daha fazla yatırım yapabilir ve inovasyonu hızlandırabilir, ekonomilerimizde reform yapabiliriz. Ancak şirketlerimiz eşit şartlarda rekabet edemiyorsa, tüm bunların etkisi zayıflar.
Çin ile ticaret açığımız artık günde 1 milyar avroya ulaşıyor. Bu durum kritik bir eşiğe geldi. Bazıları ikinci bir “Çin şokunun” yaklaşmakta olduğunu söylüyor. Ancak bu şok zaten burada. Birliğimiz genelinde topluluklarımızda ve fabrikalarımızda bunun etkilerini görüyoruz. Avrupa’nın sanayi bölgelerinde sanayisizleşmeye yol açıyor. Bu durum sürdürülebilir değil.
İşte bu nedenle, ticaretimizi yeniden dengelemek amacıyla Çin ile bir diyalog yürütüyoruz. Ancak bu diyalog artık sonuç vermeli. Çin’de iç talebin zayıflaması, Çin’in Avrupa pazarına da ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor. Dolayısıyla çözüm bulmak için birlikte çalışmak her iki tarafın da çıkarına.
Şunu açıkça ifade edeyim: İlişkimizi yeniden dengelemek için elimizdeki tüm araçları kullanacağız. Sözler önemlidir. Ancak eylemler daha önemlidir.
Bir başka konu daha var. Hâlâ çok fazla tehlikeli bağımlılığımız bulunuyor. Kritik hammaddelerin birçoğunda Çin’e %80’den fazla bağımlıyız. Bazı nadir toprak elementlerinde bu oran %90’a ulaşıyor. Çok şey yaptık. Ancak çeşitlendirme çabası içinde olan tek taraf biz değiliz. Acilen tedarik sağlamamız ve rezervlerimizi oluşturup güçlendirmemiz gerekiyor.
Hiçbir ülke bunu tek başına yapamaz. Bu nedenle farklı düşünmemiz gerekiyor. İşte bu yüzden Kritik Hammaddeler konusunda yeni bir Avrupa Kurumu kuracağız. Bu kurum, ihtiyaç duyduğumuz hammaddeleri temin etmemize ve stoklamamıza yardımcı olacak. Elektrikli otomobiller, çipler ve bataryalar, temiz teknolojiler ve savunma sanayii için. Ve çok daha fazlası için.
Buna yalnızca sanayimiz değil, bağımsızlığımız ve güvenliğimiz de bağlı.
Bu beni bir sonraki konuma, finansman konusuna getiriyor. Çok açık ifade etmek gerekirse, bütçemiz geleceğimizle ilgilidir. Ve modern nitelikteki her bütçenin yeni öz kaynaklara ihtiyacı vardır.
Şirketlerimizin yatırım çekebilmesi ve büyüyebilmesi için gerekli koşulları oluşturmalıyız. İşte bu nedenle Tasarruf ve Yatırım Birliği çalışmalarımız büyük önem taşıyor. Ancak sermaye piyasalarını geliştirmek zaman alıyor. Oysa şirketlerimizin ihtiyaçları acil. İstikrarı sağlamakla kalmayan, büyümeyi destekleyecek şekilde yapılandırılmış bir bankacılık sistemine ihtiyacımız var.
İşte bu nedenle, sadeleştirmeye ve parçalanmış yapının giderilmesine odaklanan yeni bir Bankacılık Paketi sunacağız. Sermayeye yönelik talebin mevcut olduğunu biliyoruz. Ancak daha fazla risk alma kapasitesine ve risk iştahına ihtiyacımız var.
Derin teknoloji alanındaki girişimlerimiz, 2026 yılında rekor düzeyde girişim sermayesi yatırımı çekme yolunda ilerliyor. İşte bu nedenle geçen yıl yeni Scaleup Europe Fonu’nu duyurdum.
Aradan bir yıl geçti ve ilk yatırımlar ICEYE gibi şirketlere yapıldı. ICEYE, iki genç Avrupalı tarafından kuruldu: Polonya’dan Rafał ve Finlandiya’dan Pekka. Yaklaşık 15 yıl önce Erasmus aracılığıyla tanıştılar. Birlikte bir teknoloji girişimi kurdular. Fikirlerini uydu görüntülemesi üzerine geliştirdiler. Horizon (Ufuk) programından finansman aldılar. Teknolojilerinin işe yaradığını kanıtladılar. Özel yatırımlarla büyüdüler. Bugün ise Finlandiya, Polonya, İspanya ve Yunanistan’da ofisleri bulunan, dünyanın önde gelen uzay teknolojisi şirketlerinden biri hâline geldiler.
ICEYE'nin hikâyesi, Avrupa'nın inovasyonun merkezi olduğunu gösteriyor. Ayrıca Avrupa'nın girişimcilik ruhunu yeniden canlandırabileceğimizi de ortaya koyuyor.
Kurucuların bugün aramızda olmasından büyük memnuniyet duyuyorum. Lütfen Rafał ve Pekka'yı hep birlikte selamlayalım. Siz gerçek bir Avrupa başarı hikâyesisiniz.
Sayın Üyeler,
Bunlar Avrupa ekonomisinin temel unsurlarıdır. Ancak gelecekteki refahımız ve güvenliğimiz, büyük ölçüde çağımızın kritik eşiklerini nasıl yöneteceğimize bağlı olacak: iklim değişikliği ve yapay zekâ.
İklim değişikliği konusunda bu yaz, gerçeklerle yüzleştiğimiz yaz oldu. Kıtamızın neredeyse hiçbir bölgesi bunun etkisinden kurtulamadı. Belçika’daki Hautes Fagnes (Yüksek Fens) bölgesinde, yüzyıllar boyunca oluşmuş bir turbalık alan, yanarak kül ve ıssız bir araziye dönüştü.
İrlanda’nın dağlarından Yunanistan ve Hırvatistan’ın adalarına kadar alevler yükseldi. Alpler’de kadim buzullar her geçen gün daha fazla geri çekiliyor. Tüm bunların etkisi son derece yıkıcı: 660 bin hektar alan tamamen yandı. Yaklaşık 12 milyon ton ürün kaybedildi.
Tuna, Ren ve Garonne gibi önemli nehirler gözlerimizin önünde yok oluyor.
Sıcak hava dalgaları sırasında 35 binden fazla ek ölüm meydana geldi. Bakım evleri ve hastaneler tehlikeli ölçüde aşırı ısındı. Ve tüm bunlar gelecekte yaşanacakların yalnızca bir göstergesi.
Bunlar şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yaz aylarıydı – ancak muhtemelen önümüzdeki yıllarda yaşayacağımız yazlar arasında en serin olanları olacak.
Bilim açık. Avrupa, küresel ortalamanın iki katı hızla ısınıyor. Elbette bu dönüşüm karmaşık. Ve yol boyunca uyum sağlamamız ve öğrenmemiz gerekecek.
Ancak hiç şüphe yok: Avrupa, iklim hedeflerine bağlı kalabilir, bağlı kalmalıdır ve bağlı kalacaktır.
Sayın Üyeler,
Bu mesele yalnızca iklim değişikliği etkilerinin azaltılması ya da bu etkilere uyum sağlama meselesi değil. Her ikisine de ihtiyacımız var. Üstelik bu iki yaklaşımın birbirini güçlendirmesi gerekiyor. İklim değişikliğine karşı dayanıklılığa ulaşmanın tek yolu bu. Ancak hazırlıklı olma konusunda çok daha büyük bir adım atmamız gerekiyor.
Gelecek ay iklim dayanıklılığı konusunda yeni bir çerçeve sunacağız. Avrupa’daki en kırılgan 100 bölgeyi belirleyeceğiz. Riskleri değerlendirecek ve bunların hangi düzeyde yönetilmesi gerektiğini ortaya koyacağız.
Bu, bizi toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir yaklaşıma taşıyacak; uyumun en fazla önem taşıdığı yerel düzeye kadar uzanacak. Aynı zamanda Avrupa’yı uyum teknolojilerinde lider hâle getirmeyi hedefleyecek. Bu, hızla büyüyen devasa bir pazar.
Kuraklığa dayanıklı ürünlerden sel önlemeye ya da enerji verimli soğutma sistemlerine kadar pek çok alanda, Avrupa zaten öncü konumda. Bu pazardaki fırsatları değerlendirmeliyiz.
Bugün Avrupa’da afet kaynaklı ekonomik kayıpların yalnızca yaklaşık %25’i özel sigorta kapsamında. Bu da çok sık olarak ulusal bütçelerin son başvuru mercii olarak sigortacı rolünü üstlenmesi anlamına geliyor.
Bu açığı kapatmak için harekete geçmeliyiz. İşte bu nedenle Komisyon, İklim Sigortası İttifakı kuracak.
Sayın Üyeler,
Bu yaz yaşananların bir tekrarı yaşanmamalı. İşte bu nedenle yakında bir Avrupa Sıcak Hava Dalgası Planı da sunacağız. Daha iyi erken uyarı sistemlerine ve sağlık alanında daha iyi hazırlığa ihtiyacımız var. Kentlerin iklim değişikliğine uyum sağlamasını ve serinletilmesini desteklemeliyiz. Ayrıca en kırılgan kesimleri desteklemeliyiz.
İkinci konu ise su ve gıda güvenliği.
Su kıtlığının çiftçilerimiz, enerji sektörümüz ve tedarik zincirlerimiz açısından taşıdığı riskleri biliyoruz. Buna rağmen Avrupa’daki su borularında taşınan her dört litreden neredeyse biri kayboluyor; çoğunlukla da sızıntılar nedeniyle. Ne büyük bir israf. Bu nedenle yeni bir Avrupa Su Girişimi sunacağız. Çünkü su çok değerli. Sanayimiz için – ve gıda güvenliğimiz için.
Bitkilerin büyümek için suya ihtiyacı varken, hayvancılıkta ise hayatta kalmak için suya ihtiyaç vardır. Tüm hasatlar buna bağlı. İşte bu nedenle risk yönetimini iyileştirmek ve sigorta açığını gidermek için öneriler sunacağız.
Bir kez daha, Avrupa'nın çiftçileri bitmek bilmeyen bu yazın yarattığı zorluklarla başa çıkmak için büyük bir çaba ortaya koydu.
Sayın Üyeler,
Avrupa'nın çiftçileri dünyanın en iyileri. Ve biz de onlara yolun her aşamasında destek olacağız.
Bir sonraki konu orman yangınları. Yangınlar giderek daha şiddetli, daha sık ve daha geniş alanlara yayılarak meydana geliyor.
Avrupa'nın verdiği yanıttan büyük gurur duyuyorum. Kıtanın dört bir yanında görev yapan Avrupa'nın ortak kapasitesinden gurur duyuyorum. Ancak açıkça görülüyor ki daha kapsamlı düşünmemiz ve daha hızlı öğrenmemiz gerekiyor.
İşte bu nedenle, Avrupa'nın en deneyimli itfaiyecilerinden ve acil durum müdahale ekiplerinin en üst düzey uzmanlarından bazılarını bu çalışmaya liderlik etmeleri için görevlendirdik. Hazırlık ve önleme çalışmalarının tüm boyutlarını ele alacaklar. Sivil-askerî koordinasyondan yeni kabiliyetlere duyulan ihtiyaca kadar. Ayrıca kendilerinden, gelecekte kurulabilecek bir Avrupa Yangınla Mücadele Filosu da dâhil olmak üzere öneriler sunmalarını istedim.
Acil durum ekiplerimiz yalnızca bu yıl sayısız hayat ve evi kurtardı. Ve anlatmak istediğim bir hikâye var. Bu, Danimarkalı pilot Rune Kyndal'ın hikâyesi.
Uçmaya duyduğu tutku onu dünyanın dört bir yanına götürdü. Kanada'nın Terrace adlı küçük bir kentine yerleşti. Ülkenin en deneyimli sivil pilotlarından biri oldu. Ancak Rune, yeteneğini daha büyük bir amacın hizmetine sunmak istiyordu. Bu nedenle kıtamızdaki orman yangınlarıyla mücadeleye yardımcı olmak üzere Avrupa'ya geri döndü.
Temmuz ayında Yunanistan genelinde çok sayıda başarılı görev gerçekleştirdi. Ardından hak ettiği bir dinlenme molası vermesi planlanıyordu. Ancak acil durumun en yoğun dönemiydi. Bu nedenle Rune kalmaya karar verdi.
Birkaç gün sonra, yangın irtibat görevlisiyle birlikte trajik bir kazaya karıştı.
Hem Rune hem de görevli hayatını kaybetti. Birer kahraman olarak öldüler.
Rune'un annesini ve kardeşlerini bugün özel konuklarımız olarak aramızda görmek üzere davet ettim.
Sevgili Margit, sevgili Tue, sevgili Kaare,
Sizi aramızda görmekten onur duyuyoruz. Rune, başkalarını kurtarmak için hayatını feda etti. Bugün tüm Avrupa ona minnet borçlu.
Sayın Üyeler,
Çağımızın ikinci kritik eşiği yapay zekâdır.
Yapay zekâ, ekonomimiz ve güvenliğimiz için giderek temel bir yapı taşı hâline geliyor. Avrupa'nın yaklaşımı açık. Toplumumuzu, yaşam kalitemizi ve üretkenliğimizi geliştirmek için yapay zekânın sunduğu imkânlardan azami ölçüde yararlanmak istiyoruz.
Ben, yapay zekânın doğru şekilde kullanılması hâlinde insanlığa fayda sağlama potansiyeline sahip olduğuna inanan bir iyimserim. Ancak her güçlü yeni teknolojide olduğu gibi, yapay zekâ da fırsatlar ve riskler arasında bir denge barındırır. Bu riskleri ele almadan yapay zekânın sunduğu imkânlardan tam anlamıyla yararlanamayız.
Öncü modeller daha yetkin hâle geldikçe, bu riskler de daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor.
Geliştirilmekte olan modeller, daha önce mümkün olduğunu hiç düşünmediğimiz ölçekte siber saldırılar gerçekleştirmeyi mümkün kılacak. Üstelik çok geçmeden bu modeller, dünyaya bizimkinden çok farklı bir gözle bakan hasımların eline geçecek.
Aynı zamanda, kendi kendini geliştiren modellerin taşıdığı tehlikeler de giderek daha belirgin hâle geliyor.
Yapay zekâ ajanlarının kendi çalışma ortamlarının dışına çıkması veya kötü amaçlı kod yerleştirmesi gibi olaylar, karşı karşıya olduğumuz risklerin yalnızca küçük bir göstergesi. Hugging Face olayının ardından geliştiriciler alarm zillerini çalıyor. En gelişmiş şirketlerin CEO'ları da bize, kendi kendini yinelemeli modellerin geliştirilmesi konusunda artık yavaşlama ve yapay zekânın sınırlarını daha kontrollü bir hızda ilerletme zamanının geldiğini söylüyor.
Eğer bu teknolojiyi geliştiren insanlar bu konuda netse, bizim de aynı netlikle hareket etmemiz gerekir. Yapay Zeka Yasası, elbette gerekli güvenlik sınırlarını oluşturmak açısından kritik bir düzenleme. Ayrıca Avrupa'yı, bu risklerle nasıl mücadele edileceğine ilişkin küresel çabalara yön verme konusunda önemli bir konuma getiriyor.
Bu nedenle Kanada, Birleşik Krallık ve diğerleri gibi bizimle benzer görüşleri paylaşan ortaklarımızla birlikte çabalarımızı artıracağız. Model değerlendirmesi, doğrulama, erken uyarı, yapay zekâ güvenliği ve daha birçok konuda birlikte çalışmak istiyoruz.
Ayrıca önde gelen yapay zekâ laboratuvarlarının yöneticilerini, yapay zekânın sınırlarının kontrollü bir hızda ilerlemesini sağlamak üzere sektörün hâlihazırda yürüttüğü çalışmaları nasıl destekleyebileceğimizi görüşmek üzere davet edeceğim.
Sayın Üyeler,
Şu da bir gerçek ki Avrupa’nın, özellikle ulusal güvenliğimizi korumak için, kendi kapasitesine ihtiyacı olacak.
Bu yarışın içinde kalmalıyız. Çünkü bu, bağımsızlığımız açısından kritik öneme sahip. Bu nedenle bilişim kapasitemizi büyük ölçüde artırmamız gerekiyor. Bunu temiz ve verimli bir şekilde nasıl gerçekleştirebileceğimize ilişkin önerilerimizi de ortaya koyacağız.
Ayrıca en umut vadeden Avrupalı girişimlere ve şirketlere yatırım yapmak üzere kamu ve özel kaynakları kullanmanın yeni yollarını geliştireceğiz.
Sayın Üyeler,
Yapay zekânın risklerini sınırlandırarak, sağladığı faydaları en üst düzeye çıkarabiliriz. Bu konuda şimdiden çok şey yaptık. Örneğin gigafabrikalar ve teknolojik egemenlik alanlarında. Ancak bu yarışın bir sonraki aşaması yalnızca öncü yapay zekâ modelleriyle ilgili değil. Geçmişte matbaanın ortaya çıkışında olduğu gibi. Matbaa, Alman bir mucit tarafından icat edildi; ancak Batı Avrupa’nın genelinde geliştirilip kullanıldı.
Bu öncü teknolojiyi geliştirenler biz olsak da olmasak da, ondan en büyük değeri elde edenler biz olabiliriz. Buradaki kilit nokta, yapay zekânın henüz ortaya koymadığı değeri yaratmak. Yapay zekâyı ekrandan çıkarıp gerçek ekonomiye ve topluma taşımak. Fabrika sahasına. Hastane servislerine. Hassas tarıma. Enerji şebekelerimize. Otonom sürüşe. Savunmaya.
Asıl değer burada saklı. Ve Avrupa’nın büyük avantajlara sahip olduğu alan da burası. En kaliteli verilere sahip, dünya standartlarında sanayilerimiz var. Bu veriler Avrupa’nın kıymetli bir hazinesidir. Ve bunlar, ihtiyaca özel olarak tasarlanmış endüstriyel yapay zekâ modellerine güç verebilecek unsurlardır.
Size toplumsal açıdan bir örnek vereyim. Meme kanseri taraması konusunda – ki bu, birçoğunuzun büyük bir kararlılıkla savunduğu bir konu. Mamografi taraması, taramalara katılan kadınlarda ölüm oranını yaklaşık %30–40 oranında azaltıyor. Erken teşhis hayati önem taşıyor. İşte yapay zekânın devreye girebileceği nokta burası.
Yapay zekâ destekli mamografi, taramalar sırasında daha fazla kanser vakasını daha erken tespit edebilir. Bunun sonucunda da daha fazla kadın hayatta kalabilir. Dolayısıyla sağlık alanında yapay zekâya ihtiyacımız var. Ancak burada da bunu Avrupa’ya özgü bir şekilde yapmalıyız.
Doktorumun en doğru teşhis veya tedavi kararını verebilmek için ihtiyaç duyduğu tüm verilere yapay zekâ aracılığıyla anında erişebilmesini ister miyim? Elbette. Peki doktorumun yapay zekâ tarafından desteklenen bir robot olmasını ister miyim? Elbette hayır. Kanser olup olmadığımı bana bir robotun söylemesini istemiyorum.
Mesele şu: Yapay zekâ doktorlarımızı güçlendirmeli. Onların yerini almamalı.
Bu yalnızca bir örnek. Şimdi, endüstriyel yapay zekânın en büyük potansiyele sahip olduğu ve veriye sahip olduğumuz, en yüksek değer yaratabilecek beş sektöre odaklanıyoruz: sağlık, ulaştırma, tarım-gıda, ileri imalat ve savunma ile uzay.
Kasım ayında bu sektörlerin tamamında oyunun kurallarını değiştirecek girişimleri açıklayacağız.
Üye Devletleri, Avrupa Parlamentosu üyelerini, sanayi sektörünü ve girişimcileri bu iddialı Avrupa projesine katılmaya davet edeceğiz.
Yaklaşımımız açık. Yapay zekâ istiyoruz. Yapay zekânın daha fazla değer yaratmasını ve bunu daha sorumlu bir şekilde yapmasını istiyoruz. Üstelik bunu daha düşük maliyetle ve daha az enerji tüketerek gerçekleştirmesini istiyoruz. Ancak her şeyden önce, insan iradesini ve karar alma gücünü merkeze alan bir yapay zekâ (AI with human agency) istiyoruz.
Sayın Üyeler,
İşte bizim Avrupa’ya özgü yaklaşımımız bu.
Yapay zekânın beraberinde getirdiği risklerin birçoğu, sosyal piyasa ekonomumuza da yansıyor. Bazıları için yapay zekâ, tekrarlayan görevleri daha hızlı gerçekleştirmeyi ve sahip oldukları becerilerden daha iyi yararlanmayı mümkün kılıyor. Ancak açıkça görülüyor ki bu faydalar; beceri düzeyleri, nesiller ve bölgeler arasında eşit şekilde dağılmıyor.
Gençlere ve daha iş hayatının ilk basamağına adım atabilmek için karşı karşıya kaldıkları engellere bakın.
Yanıtımız da bu değişimin hızına ayak uydurmalı. Eğitimden istihdama kadar yapay zekâ, becerilerin geliştirilmesine yardımcı olmalı, işlerin niteliğini artırmalı ve çalışanlara adil bir fırsat sunmalı.
İşte bu nedenle Nitelikli İşler Yasası’na (Quality Jobs Act) ihtiyacımız var. Ve bunu yıl sonundan önce hayata geçireceğiz.
Sayın Üyeler,
Gelecek yıl, Avrupa Sosyal Haklar Sütunu’nun 10. yıl dönümünü kutlayacağız. Ve bu Sütunun ortaya koyduğu taahhütleri hayata geçirmeye devam edeceğiz.
Bölgelerimize yatırım yapacağız; böylece herkesin “bulunduğu yerde kalma hakkı” güvence altına alınacak. Demografik değişimlerimizin beraberinde getirdiği sorunlara çözüm üretmek amacıyla bir Avrupa Bakım Anlaşması hayata geçireceğiz.
Kısa süreli kiralamalar ve konut spekülasyonuyla mücadele etmek amacıyla, kısa süre önce ilk Konut Yasası teklifimizi sunduk.
Çünkü, Sayın Üyeler, insanın kendi bölgesinde kalabilmesi bir ayrıcalık değildir. Bakım hizmetlerine erişim bir ayrıcalık değildir. Konut bir ayrıcalık değildir. Bunlar haktır.
10 yıl önce bu Sosyal Haklar Sütunu’nu ilan ettiğimizde dünya farklıydı. Toplumumuz değişti. Birçok açıdan daha iyiye gitti; bazı açılardan ise gitmedi.
Bugün temel değerlerimiz sorgulanıyor. Hatta bazıları kadın haklarında geriye gitmek istiyor. Bizi, kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak görüldüğü bir döneme geri götürmek istiyorlar.
Eşit muamele, eşit fırsatlar ve eşit ücret için çok büyük mücadele verdik.
Bu salona bakın. Nihayet burada çok sayıda kadınız: Başkanlar, Başkan Yardımcıları, Grup Başkanları, Komisyon Üyeleri, Avrupa Parlamentosu üyeleri, personel ve salon görevlileri.
Öyleyse, bunu duyması gereken herkese çok açık bir mesaj vermeme izin verin: Kadınlar burada ve burada kalacak. Haklarımızı savunacağız. Ve değerlerimizi her gün savunmaya devam edeceğiz.
İşte bu nedenle, sevgili dostum António Costa ile birlikte, Sosyal Haklar Sütunumuzun kalıcı ilkelerini güçlendirmek amacıyla bir zirve düzenleyeceğiz.
Zamanlar değişebilir, teknolojiler değişebilir; ancak değerlerimiz değişmez. Avrupa’da insanlar her zaman öncelikli olacaktır.
Sayın Üyeler,
Bu kritik eşikler çağında refahımız ve güvenliğimiz yalnızca kendi sınırlarımız içinde inşa edilmeyecek.
Bu yıl Hindistan, Mercosur, Meksika, Avustralya ve Endonezya ile serbest ticaret anlaşmaları imzaladık.
Artık 80’den fazla ülkeyle ticaret anlaşmalarımız yürürlükte; bu sayı dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla. İş dünyası da bizden daha fazlasını yapmamızı istiyor.
Bugün yeni bir uluslararası bağlantısallık projesini duyurabilirim. Bu proje, Güney Kafkasya ve Orta Asya’yı doğrudan Avrupa pazarına bağlayacak. Biz buna “Orta Koridor” diyoruz.
Küresel Geçit (Global Gateway) aracılığıyla, 12 milyar avroya kadar kamu ve özel sektör yatırımını harekete geçirmeyi hedefleyeceğiz. Amacımız güzergâhları çeşitlendirmek, ticaret akışlarını üç katına çıkarmak ve 2030 yılına kadar yük taşımacılığında transit sürelerini büyük ölçüde azaltmak.
Bunu gerçeğe dönüştürmek için Bulgaristan Başbakanı ile birlikte bir Bölgesel Bağlantısallık Zirvesi düzenleyeceğiz.
Sayın Üyeler,
Bu ortaklıklar Avrupa için stratejik bir tercihtir. Ancak aynı zamanda uluslararası kurallara dayalı sistemde yaşanan kırılmaya da bir yanıt niteliğindedir.
Bazıları için çözüm, kendi başına hareket etmektir. Ancak bu, bizim için bir seçenek değildir. Avrupa, kurallara dayalı sistemi savunma söz konusu olduğunda her zaman öncülük edecektir. Ancak artık çıkarlarımızı güvence altına almanın tek yolu olarak bu sisteme güvenemeyiz. Karşı karşıya olduğumuz karmaşık tehditlere karşı bizi kurallarının koruyacağını da varsayamayız.
Bu yeni dünyada ortaklıklarımızı acilen yeniden tasarlamalıyız. Dayanıklılığımız ve demokrasilerimiz için küresel koalisyonlar oluşturmalıyız.
Burada da yalnızca Avrupa – sahip olduğu ölçek ve güç sayesinde – öncülük edebilir.
İşte bu nedenle Kanada Başbakanı Mark Carney'yi bugün buraya davet ettim.
Mark, burada bulunman halklarımız arasındaki kalıcı dostluğun bir simgesidir. Kültürel, tarihsel ve kişisel bağlarımız toplumlarımızın dokusuna derinlemesine işlemiş durumda.
Ve CETA (AB-Kanada Kapsamlı Ekonomi ve Ticaret Anlşaması) sayesinde, on yıldan kısa bir süre içinde mal ticaretimiz %75 arttı.
Bu, ticaret anlaşmalarımızın gücünü gösteriyor. Yapay zekâdan iklim değişikliğine, Arktik'ten jeopolitiğe kadar, dünyaya aynı gözlerle bakıyoruz. Ukrayna konusunda, savunma konusunda, ham maddeler ve tedarik zincirleri konusunda yan yana durduk.
Ama her şeyden önce sevgili Mark, Avrupa ve Kanada demokrasiye inanıyor.
Gücün en güçlüye, en zengine ya da sesini en çok yükseltene ait olmadığına; hepimize ait olduğuna inanıyoruz. Demokrasilerin kiminle iş birliği yapacağını özgürce seçme hakkına sahip olduğuna inanıyoruz.
Bu nedenle güçlerimizi gönüllü olarak birleştiriyoruz. CETA'dan Gelecek İttifakı'na geçerek ortak bir refah ve ekonomik güvenlik alanı oluşturacağız. Akıllı üretim alanında çalışacağız.Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayilerimizin altyapılarını bütünleştireceğiz. Arktik'i ortak çalışmalarımızın öncü projelerinden biri hâline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve bataryalar üzerinde çalışacağız. Yapay zekâ, kuantum teknolojileri, siber güvenlik ve ekonomik güvenlik alanlarında iş birliği yapacağız.
Bu ortaklık, başkalarına karşı değil; ortak gücümüz için kurduğumuz bir ortaklıktır.
Kısacası, Kanada ile ilişkilerimizi mümkün olan en üst düzeye taşımak istiyoruz.
Sevgili Mark,
Ortaklıklarımızı acilen yeniden tasarlamamız gerektiğini söyledim. Bu nedenle, Kanada'nın AB'nin ilk ortak üyesi olmasının önünü açmak için sizinle birlikte çalışmak istiyorum.
Aynı okyanusu, aynı değerleri ve dünyaya aynı bakış açısını paylaşıyoruz. Şimdi ortak geleceğimizi de birlikte inşa edeceğiz. Burada olduğun için teşekkür ederim.
Sayın Üyeler,
Avrupa'nın iş birliğine olan inancı her zaman barıştan güç almıştır. Bu, bizim varlık sebebimizdir.
Bugün bu barış tehdit altındadır. Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırı savaşı tüm şiddetiyle devam ediyor. Ve topraklarımız üzerindeki tehditler giderek artıyor. Geçtiğimiz hafta bunu Danimarka'da, Litvanya'da ve Polonya'da gördük. Leipzig'deki başarısız insansız hava aracı saldırısı girişimi de bunun bir başka kanıtıdır. Bunun ne olduğu konusunda hiçbir tereddüdümüz olmamalı. Avrupa topraklarında Rus unsurlar tarafından gerçekleştirilen, askerî nitelikte malzeme kullanılan bir saldırı söz konusudur.
Bu, yalnızca tek bir Üye Devlete değil, Birliğimizin tamamına yönelik bir saldırıdır.
Ve Sayın Üyeler, buna izin vermeyeceğiz.
Burada neler olup bittiği konusunda hiçbir yanılgıya düşmemeliyiz: Avrupa'nın karşı karşıya olduğu hibrit tehditler giderek daha az “hibrit”, giderek daha fazla doğrudan tehdit hâline geliyor.
Siber saldırılar ve sabotajlar, kundaklama eylemleri ve insansız hava aracı ihlalleri… Bunların her biri her geçen gün artıyor. Dolayısıyla tehdit seviyesi yükseldikçe, Avrupa'nın hazırlık düzeyi de yükselmelidir.
İşte bu nedenle, Yüksek Temsilci/Başkan Yardımcısı ile birlikte yeni bir Avrupa Güvenlik Stratejisi önereceğim.
Hâlihazırda elimizde çok sayıda araç var. NATO ile iş birliğimizi de güçlendiriyoruz. Ancak doktrinimiz, kurumlarımız ve karar alma mekanizmalarımız yeni gerçekliğe ayak uyduramadı.
Sistemlerimiz farklı bir dünya için oluşturuldu. İyi niyetli konsensüs ve uzlaşma arayışları doğrultusunda şekilleniyorlar. Ancak bunların hâlâ amaca uygun olup olmadığını yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.
Örneğin Avrupa'nın kendine ait bir hibrit tehditlerle mücadele eylem çerçevesine ihtiyacı var. Bazı olaylara nasıl karşılık vereceğimiz konusunda acilen bir uzlaşıya varmalıyız. Silahlı saldırı seviyesinin altında kalan, ancak ulusal güvenliğimizi açıkça tehdit eden olaylardan söz ediyorum. Başka bir ifadeyle, NATO'nun “4. Maddesini” destekleyecek bir mekanizmaya ihtiyacımız var.
Bence artık Avrupa'nın kendi 4. Maddesinin – ya da bir Acil Güvenlik Protokolünün – zamanı geldi.
Bu mekanizma bir Üye Devlet tarafından devreye sokulduğunda, Avrupa'nın ortak bir karşılık vermesini koordine etmek, gerilimin daha da tırmanmasını önlemek ve etkilerini azaltmak üzere tüm Üye Devletleri bir araya getirecektir.
Ve bence daha da ileri gitmeliyiz.
Uzun zamandır kıtamızın güvenliğine odaklanan bir liderler formatını tartışıyoruz. Kanada, Norveç, Ukrayna, Birleşik Krallık ve diğer ortaklarımızın da sürece dâhil olduğu bir format.
Karşı karşıya olduğumuz risklerin niteliği ve boyutu göz önünde bulundurulduğunda, bu artık çok daha acil bir hâle gelmiştir. İşte bu nedenle, Avrupa Güvenlik Konseyini hayata geçirmek için önerilerimizi ortaya koyacağız.
Aciliyet ortadadır.
Sayın Üyeler,
Bu birlik ve beraberlik, Avrupa savunması alanındaki çalışmalarımıza da yön vermektedir.
Savunma harcamalarındaki büyük artış, kabiliyetlerimize ve kuvvetlerimize yönelik yatırımları rekor seviyelere taşımıştır.
Yeni ortak projeler hayata geçirilmeye başlandı. Ve Avrupa'da üretilen savunma ürünlerine her zamankinden daha fazla kaynak ayırıyoruz. Sanayimiz için daha büyük siparişler, daha fazla birlikte çalışabilirlik ve daha fazla ölçek ekonomisi sağlıyoruz. Şimdi bu yaklaşımı bir sonraki seviyeye taşımamız gerekiyor.
Ukrayna'daki savaş, stratejik kolaylaştırıcıların önemini bize açıkça göstermiştir. Bunlar, hava ve füze savunmasından stratejik ulaştırmaya ve havadan havaya yakıt ikmaline; uzaydan siber alana kadar, güvenilir bir savunmanın dayandığı kritik destek unsurları ve kuvvet çarpanlarıdır.
Hayati öneme sahip bu sistemlerden daha fazlasına ihtiyacımız var. Bunları sağlayabilecek ölçeğe Avrupa ancak birlikte hareket ettiğinde ulaşabilir.
İşte bu nedenle, NATO ile tam uyumlu yeni bir Avrupa Stratejik Kolaylaştırıcılar Aracı oluşturacağımızı duyurmak isterim. Zira güvenliğimizi ancak güçlü ve güvenilir bir Avrupa savunma duruşu güvence altına alabilir.
Ve bu konuda hiçbir şüpheye yer yok: Avrupa, topraklarının her bir metrekaresini savunacaktır.
Sayın Üyeler,
Ukrayna'nın kadınları ve erkekleri bunun ne anlama geldiğini bize her gün gösteriyor.
Önümüzdeki kışın Ukrayna için zorlu geçeceğini biliyoruz. Ancak Kuzey Kore füzelerinin ve Rus insansız hava araçlarının Ukrayna halkının direniş ruhunu kıramayacağını da biliyoruz.
Zira Ukrayna halkı bir amaç uğruna mücadele ediyor. Ülkelerinin varlığını sürdürmesi, kimlikleri ve özgürlükleri için mücadele ediyorlar.
Aynı zamanda bizim özgürlüğümüz ve kendi kaderimizi tayin etme hakkımız için de mücadele ediyorlar.
Bizim görevimiz, Ukrayna'yı elimizden gelen en iyi şekilde desteklemeye devam etmektir.
Somut olarak bu şu anlama geliyor:
Birincisi, savaşın en zorlu kışında Ukrayna'ya şimdiye kadarki en güçlü desteğimizi sağlayacağız. Ortaklarımızla birlikte insani yardım sağlayacak ve Ukrayna'nın elektrik ve ısınma alanlarındaki tedarikini güçlendireceğiz.
İkincisi, Ukrayna'nın hava savunmasını güçlendireceğiz. Geçtiğimiz hafta, ilk kez Amerikan Patriot önleme füzelerinin satın alınmasını onayladık. Bunların artık acilen teslim edilmesi gerekiyor.
Ancak aynı zamanda tek bir tedarikçiye olan bağımlılığımızı ortaklaşa azaltmalıyız.
İşte bu nedenle, Ukrayna ile birlikte uygun maliyetli ve modüler bir füze savunma sistemi geliştirmek istiyoruz.
Bu iş birliğinin merkezinde Freya Projesi yer alıyor. Bu projede Ukraynalıların savaş deneyimini ve yenilikçilik kapasitesini Avrupa'nın teknolojik liderliğiyle ve elbette önemli üretim kapasitemizle bir araya getiriyoruz.
Ancak Freya yalnızca bir başlangıç. Daha fazlasına ihtiyaç var. SAFE'ten kalan fonları kullanarak, Ukraynalı şirketlerle ortak projelere yönelik yeni bir program oluşturacağız.
Üçüncüsü, Rusya'ya yönelik yaptırımlarımızı daha da sıkılaştıracağız.
Rusya üzerindeki baskının artırılması gerekiyor. İhtiyacımız olan şey mutlaka yeni yaptırımlar değil; her şeyden önce mevcut yaptırımların uygulanmasını sağlamak.
Yaptırımlarımız etkisini gösteriyor. Rusya ekonomisi üzerinde muazzam bir baskı oluşturuyorlar. Rusya bunları aşmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Dolayısıyla mevcut tüm açıkları kapatmalıyız.
Çünkü, Sayın Üyeler,
Bu yaz boyunca Ukrayna'nın şehirleri her gün, peş peşe saldırıların hedefi oldu.
Kryvyi Rih'de Rus insansız hava araçları, güpegündüz, insanlarla dolu bir alışveriş merkezini vurdu. Ardından ikinci kez saldırdılar; bu kez yardım etmek için olay yerine koşan kurtarma ekiplerini kasten hedef aldılar.
Bu sadece bir savaş değil. Bu, kasıtlı bir terör stratejisidir.
Ancak Ukrayna halkı, direnme ruhunun kırılamayacağını defalarca kanıtladı. Ve bu yaz, küçük bir kız çocuğu bunun ne anlama geldiğini tüm dünyaya gösterdi.
Savaş başladığında Sasha, büyük bir tutkusu olan altı yaşında küçük bir kızdı. Her şeyden çok jimnastiği seviyordu. Ancak mayıs ayında güneşli bir gün, bir Rus füzesi evine isabet etti. Sasha enkazın altından kurtarıldı. İki hafta komada kaldı. Gözlerini açtığında ise sol bacağını sonsuza dek kaybettiğini öğrendi. Hayali de eviyle birlikte yıkılmıştı adeta.
Ama Sasha pes etmedi. Saldırıdan yalnızca yedi ay sonra, yeni protez bacağıyla yeniden jimnastik salonuna döndü. Her zamankinden daha sıkı çalıştı. Ve art arda altın madalyalar kazanmaya başladı.
Bu yaz, Dance of Freedom turnesiyle dünyayı dolaştı. Amacı, özgürlük mücadelesinde Ukrayna halkının direncini tüm dünyaya anlatmak. Eyfel Kulesi'nden Times Meydanı'na, Rio'dan Tokyo'ya kadar insanlara ilham kaynağı oldu
Ve bugün mesajını Avrupa'nın tam kalbine, buraya getirmek istiyor.
Sayın Üyeler, lütfen Sasha'yı hep birlikte karşılayalım.
Hepimiz için büyük bir ilham kaynağısın.
Slava Ukraini!
Sayın Üyeler,
Gazze'deki derin acılar ve Batı Şeria'da kontrol altına alınamayan yerleşimci şiddeti Avrupalıları derinden etkiledi.
İsrail hükümetinin yasa dışı E1 yerleşim projesini ilerletme kararı kabul edilemezdir.
Geçtiğimiz yıl Avrupa'nın harekete geçmesi çağrısında bulunmuş ve bir dizi tedbir önermiştim.
Üye Devletlerin ortak bir tutum ortaya koymak için gerekli çoğunluğu oluşturamamış olması, birçok Avrupalı için acı verici bir durumdur. Bazı Üye Devletler bu konuda harekete geçerken diğerleri benzer adımları değerlendiriyor.
Bölünmüş bir Avrupa, olayların seyrini değiştiremez.
Bölgede önümüzdeki aylar kritik önem taşıyacak. Tüm bu zorluklara rağmen Avrupa, Filistinlilere destek konusunda öncülük ediyor.
Bölgeye en fazla yardımı biz ulaştırdık. Filistin Bağışçılar Grubu ve Team Gaza Girişimi aracılığıyla 65 heyeti bir araya getirdik. Birlikte, Gazze'nin yeniden inşası ve modern bir Filistin Yönetiminin desteklenmesi için yaklaşık 1 milyar avro taahhüt ettik.
Avrupa, İsrail'in meşru müdafaa hakkını destekliyor. Filistin halkının da güvenli ve onurlu biçimde yaşamaya aynı şekilde bir hakkı var.
İki devletli çözümün meşalesini canlı tutmak Avrupa'nın görevidir.
Sayın Üyeler,
Bu konuşma boyunca Avrupa'nın birlikte hareket etmesi gerektiğinden söz ettim. Aksi hâlde parçalanma riskiyle karşı karşıya kalırız.
Bu yaz, doğu sınırlarımızdan Girit kıyılarına ve Akdeniz'in dört bir yanına kadar, ve elbette Ceuta'daki krizle birlikte, bu gerçeklik bir kez daha bu kez sınırlarımızda sınandı. Bu olayların niteliği birbirinden farklı. Ancak ortak iki noktaları var. İlki, savunmasız insanların, acımasız insan kaçakçıları ve göçmen kaçakçıları tarafından, hasımlarımız tarafından istismar edilmesi. İşte bu nedenle, suçluları en can alıcı noktalarından vuracak bir yaptırım rejimi önerdik.
Buradan da ikinci ortak noktaya değinmek istiyorum.
Dış sınırlarımızın tamamı Avrupa'nın sınırlarıdır. Bu nedenle İspanya halkına doğrudan seslenmek istiyorum. Ceuta'nın sınırı bir Avrupa sınırıdır. Çünkü Ceuta İspanya'dır. Ceuta Avrupa'dır. Ve Avrupa sizin yanınızda olacaktır.
Mesele şu ki, tek çözüm Avrupa çapında bir çözümdür. Ve bunun adı Göç ve İltica Paktı'dır.
Yıllar süren çalışmaların ardından nihayet ortak bir Avrupa çerçevesine sahibiz. Herkese sorumluluk yükleyen ve herkesten dayanışma bekleyen bir çerçeve. Şimdi bu çerçevenin tam olarak uygulanması gerekiyor.
Doğru yoldayız. Son iki yılda yasadışı varışlarda yüzde 55'lik bir azalma gördük. Bu yıl da yüzde 35'lik ilave bir düşüş yaşandı. Bu, gerçek bir ilerlemedir.
Ancak bu yaz yaşananlar, özellikle acil durumlar karşısında araçlarımızı geliştirmemiz gerektiğini gösteriyor. Avrupa'nın sınırlarını her koşulda koruyabilecek araçlara sahip olması gerekiyor. Özellikle de kitlesel hareketliliklerin kasıtlı olarak yaratıldığı ve bir araç olarak kullanıldığı durumlarda. İşte bu nedenle, yeni bir Avrupa Acil Durum Müdahale Çerçevesi teklif edeceğiz.
Bu mekanizma yalnızca, kesin olarak tanımlanmış bir dizi kriterin karşılanması hâlinde devreye sokulacak. Ve bu durumlarda, standart prosedürlerde süreli ve sınırları kesin olarak belirlenmiş esneklik sağlanmasına imkân verecek.
Avrupa'nın mesajı açıktır: Değerlerimize ve temel haklara her zaman bağlı kalacağız. Ancak sınırlarımızı koruma konusunda asla taviz vermeyeceğiz. Birliğimize kimin, hangi koşullarda gireceğine insan kaçakçıları ve göçmen kaçakçıları değil biz Avrupalılar karar veririz.
İşte bu nedenle, özellikle geri dönüş süreçlerini hızlandırmak için, Frontex'i güçlendirme çalışmalarımızı da artıracağız. Üçüncü ülkelerle ortaklık içinde yürütülen çalışmalar da dâhil olmak üzere erken uyarı sistemlerimizi geliştireceğiz. Çevrim içi ortamda tespit ve öngörebilmeyi sağlayacağız. Ve son olarak, düzensiz göçün temel nedenleriyle mücadele etmeye devam edeceğiz.
Yatırımları artırmak için komşularımızla birlikte çalışmalıyız. Gençlere anlamlı gelecek fırsatları sunmalıyız; böylece hayatlarını tehlikeye atmak zorunda kalmasınlar. İş imkânları, beceriler, eğitim, çıraklık programları.
İşte bu nedenle bugün, yeni bir Akdeniz Gençler için Beceri ve İstihdam Girişimi başlattığımızı duyuruyorum.
Sayın Üyeler,
Düzensiz göçü bu şekilde azaltabilir, ve korunma ihtiyacı olan kişilerin haklarını güvence altına alabiliriz. Ortak ülkelerde kurulacak yeni Gateway Ofisleri aracılığıyla güvenli ve yasal göçü kolaylaştırabiliriz. Ve Schengen alanımızın özgürlüklerini koruyabiliriz. Ama her şeyden önce, Avrupa'nın birlikte hareket edebileceğini bu şekilde gösterebiliriz.
Sayın Üyeler,
Avrupa çapında ortak çözümlere duyulan ihtiyaç hiç olmadığı kadar önemli. Çünkü tehdit altında olan, aynı zamanda Avrupa demokrasimizin kendisidir.
Bizi bölmeye çalışan dezenformasyon ve dış müdahale girişimlerine, demokratik yapımıza ve özgür medyaya duyulan güveni aşındırmaya yönelik girişimlere, yabancı propagandayla zehirlenen seçim kampanyalarına, ,nternette hızla yayılan deepfake videolar üzerine kurulan komplo teorilerine defalarca tanık olduk.
Bu, bilişsel savaştır. Avrupa'da kendi görüşlerimizi güvenilir ve bağımsız bilgiye erişim temelinde oluşturuyoruz. Tartışıyor, uzlaşıyor ve hatta tartışmalı konularda bile çözümler buluyoruz. Açıklığımız, en büyük gücümüzdür. Ancak rakiplerimiz, tartışmayı ve gerçeği çarpıtmak için bu açıklığımızı bir silaha dönüştürüyor.
Bu nedenle tehditleri öngörebilecek, tespit edebilecek ve bunlara karşılık verebilecek ortak bir kapasiteye ihtiyacımız var. İşte bu nedenle geçen yıl Demokratik Dayanıklılık Merkezi'ni kuracağımızı duyurdum. Merkez, tüm Üye Devletler ve bu Parlamento ile birlikte şimdiden çalışmalarını yürütüyor. Üye Devletler ve diğer paydaşlarla kaynaklarımızı bir araya getirerek çalışmalarımızı daha da güçlendireceğiz.
Ancak yanılgıya kapılmamalıyız. Demokrasilerimize yönelik tehditler yalnızca dışarıdan gelmiyor.
Demokrasi karşıtı ve Avrupa karşıtı güçlerin yükselişine tanık oluyoruz. Ve bunun beraberinde getirdiği riskleri biliyoruz.
Ama hiçbir şey kaçınılmaz değil. Macaristan örneğinde olduğu gibi.
Macar halkının geleceğinin sorumluluğunu kendi ellerine aldığı gün olan 12 Nisan, hafızalarımızda çok uzun süre kalacak. Demokrasiyi seçtiler. Avrupa'yı seçtiler. Macaristan'ı ait olduğu yere, Birliğimizin kalbine geri getirdiler.
Yıllardır süren gerileme tersine çevrilmeye başladı. Yolsuzlukla ve devletin ele geçirilmesiyle mücadele hız kazanıyor. Temel haklar alanında, akademik özgürlük alanında gerçek bir ilerleme kaydediliyor. Ve şimdi Macaristan'daki milyarlarca avroluk yatırımın önündeki engeller kaldırıldı.
Elbette önümüzde hâlâ yapılacak çok iş var. Ancak bu örnek yoğun çabanın sonuç verdiğini gösteriyor.
Hukukun Üstünlüğü Raporlarımız sayesinde sorunlar artık erken aşamada tespit ediliyor ve diyalog yoluyla ele alınıyor.
Ve bu Parlamento sayesinde, fonlar ile hukukun üstünlüğüne saygı arasındaki bağı güçlendirdik. Bir sonraki uzun vadeli bütçeyle daha da ileri gitmeliyiz. Hukukun üstünlüğüne ve temel haklara saygı, AB fonlarından yararlanmanın vazgeçilmez bir koşuludur. Bu ilke bütçenin merkezinde yer almalıdır. Şimdi ve gelecekte.
Sayın Üyeler,
Demokrasinin özünde, insanların nasıl bir toplumda yaşamak istediklerini seçme gücüne sahip olması vardır.
Bugün bu gücün önemli bir bölümü ebeveynlerin elinden alınmış durumda. Genç Avrupalılar artık günde dört ila altı saatlerini ekran başında geçiriyor. Çocuklar, onları sürekli ekran kaydırmaya teşvik edecek şekilde tasarlanmış içerik akışlarının içine giderek daha fazla çekiliyor.
Tanık olduğumuz şey, çocuklarımızın büyük ölçekte kuşatılmasıdır. Dikkatlerinin, odaklanma becerilerinin, zihinlerinin kuşatılması… Bu, çocukları çocukluklarından mahrum bırakıyor.
Çocuklarımızın kendilerini geliştirebilmeleri için zamana ihtiyaçları var. Başkalarıyla birlikte büyümeye ihtiyaçları var. Gerçek hayatın beraberinde getirdiği tüm duygular ve seçimlerle karşılaşmaya ihtiyaçları var. Hatta sıkılmaya bile ihtiyaçları var. Çünkü hayal güçlerini kullanmak zorunda kaldıkları zaman işte o zaman. Konuşmak, anlaşmak, anlaşmazlığa düşmek, bir fikir oluşturmak ve gerektiğinde fikrini değiştirmek zorunda kaldıkları zaman.
Ama bir çocuğun elinde akıllı telefon olduğunda, bütün bunlar elinden alınıyor.
Gece gündüz, ebeveynler bunun bedelini görüyor: uyku kaybı, kaygı ve hatta kendine zarar verme.
Ve giderek daha fazla sayıda vakada, ölümle sonuçlanan trajediler yaşanıyor. Belçika'da yaşayan 14 yaşındaki Oléa'nın trajedisi gibi.
Oléa tam bir ay önce, çevrim içi zorbalığın kurbanı olarak hayatına son verdi.
Hikâye o kadar trajik ve o kadar acı dolu ki, bunu konuşmaya dâhil edip etmemem gerektiğinden emin değildim.
Ancak Oléa'nın annesi, kızı hakkında öylesine dokunaklı konuştu ve bunun başkalarının başına gelmesini önleme konusunda öylesine güçlü bir çağrıda bulundu ki…
Onun sözlerini hakkıyla aktarmak istiyorum. Bu nedenle, onun yaptığı gibi ben de Fransızca konuşacağım.
“Je suis persuadée que sans ces réseaux omniprésents, ma fille serait toujours là. C'est trop.”
“Eminim ki bu her yerde karşımıza çıkan sosyal medya platformları olmasaydı, kızım hâlâ hayatta olurdu. Artık yeter.”
Sayın Üyeler,
Olea'nın annesi haklı. C’est trop. Artık yeter.
Uzmanlardan oluşan Özel bir Panel kurdum. Gençlerle görüştük. Avustralya'ya ve bu konuda ilerleme kaydeden diğer ülkelere baktık. Ve şimdi Avrupa'nın harekete geçme zamanı.
Yarın Komisyon, AB KIDS ACT teklifini sunacak. Aşamalı ve farklılaştırılmış bir yaklaşım benimseyeceğiz. Her yaş grubunun kendine özgü hassasiyetleri var. Dolayısıyla her yaş grubu için farklı ve ihtiyaca göre belirlenmiş bir koruma düzeyi olacak.
13 yaşından küçükler için sosyal medya yok. 15 yaşından küçükler için kişisel hesap yok.
Bu şu anlama geliyor: 13 yaşından 15 yaşına kadar çocuklar yalnızca ebeveynleri tarafından oluşturulan ve denetlenen, özellikleri sınırlı ve kullanım süresi kısıtlanmış mini hesapları kullanabilecek. 15-18 yaş arasında ise güvenli tasarım, platformlar için bir yükümlülük olacak.
Büyük teknoloji şirketlerinin gücünü birçok kişinin karşı konulamaz ve geri çevrilmesi mümkün olmayan bir güç olarak gördüğünün farkındayım.
Ben aynı fikirde değilim.
Bağımlılık yaratan özellikleri kabul etmek zorunda değiliz. Çocukların giderek daha aşırı içeriklere sürüklenmesini kabul etmek zorunda değiliz. Kız çocuklarının fotoğraflarının yapay zekâ tarafından cinselleştirilmiş görüntüler üretmek için kullanılmasını kabul etmek zorunda değiliz.
Bu nedenle ispat yükünü tersine çeviriyoruz.
Platformlar güvenli olduklarını kanıtlamak zorunda olacak. Çünkü mesele, çocuklarımızın sosyal medyaya erişip erişmemesi değil. Mesele, sosyal medyanın çocuklarımıza ne zaman ve nasıl erişmesine izin vereceğimizdir.
Avrupa'nın harekete geçme gücü var. Kurallarımıza biz karar veririz; büyük teknoloji şirketleri değil.
Ancak risk altında olanlar yalnızca çocuklar ve gençler değil. Örneğin bağımlılık yaratacak şekilde tasarlanmış dijital ürünler hepimize zarar veriyor. İşte bu nedenle daha geniş kapsamlı bir çerçeveye, Dijital Adalet Yasası'na ihtiyacımız var. Bunu sonbaharda teklif edeceğiz.
Sayın Üyeler,
Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Avrupa, gerçekten önemli olan konularda sonuç alabilir. Ancak Avrupalıların gönlünü de yeniden kazanmalıyız. Kendimizden daha büyük bir bütünün parçası olduğumuz duygusunu yeniden yaratmalıyız.
Ortak bir yuvaya ait olma duygusunu. Avrupalılar olarak, birbirimizin yanında her zaman olacağımıza dair güveni. Çünkü sınırlarımızın ötesine bakmamız bile bu Avrupa fikrinin hâlâ ne kadar canlı olduğunu görmemiz için yeterli.
Ukrayna ve Moldova'ya bakmamız yeterli. Batı Balkanlar'a bakmamız yeterli. Birliğimizin yakınındaki tüm bu ülkelere bakmamız yeterli.
Ve onların geleceği Birliğimizin içinde olduğuna göre, yakında en fazla ilerleme kaydeden aday ülkeler için yol haritaları önereceğiz.
Bu süreç, liyakat esasına dayanmaya devam edecek. Ve Sayın Üyeler, tekrar ediyorum: Değerlerimize duyduğumuz saygıdan taviz verilemez.
Geçtiğimiz hafta Belgrad'da Ratko Mladić'in cenaze töreninden gelen görüntüler beni dehşete düşürdü.
Kendisi insanlığa karşı en korkunç suçları işledi.
Savaş suçlularını yüceltmenin Avrupa Birliği'nde yeri yoktur.
Eski Yugoslavya'daki savaşların tüm mağdurlarının hatırlanmayı, tüm ailelerinin ise bizim şefkat ve dayanışmamızı hak ettiğini düşünüyorum.
Çünkü Birlik olarak savunduğumuz şey tam da budur: Hakikat, adalet ve değerlerimize saygı.
Sayın Üyeler,
Avrupa, değerlerine her zaman sadık kalacaktır.Birliğimiz bir barış projesi olarak doğdu. Amacı, trajik geçmişimizin Avrupalılar için ortak bir geleceğin temellerini atmasını sağlamaktı.
Aradan geçen onca yılın ardından bugün hâlâ milyonlarca insan, kimi zaman Kanada kadar uzaklardan bile, Avrupa'yı büyük umutlar vaat eden bir yer olarak görüyor.
Yine de, bu vaadin hâlâ ne kadar güçlü olduğunu çoğu zaman unutuyoruz.
1948 yılında, savaşın hemen ardından, bir Avrupa Kongresi düzenlendi. Kıtamızın en büyük fikir insanlarını bir araya getirerek Avrupa iş birliğinin geleceğini ele aldı. Bize ait olan bu Avrupa fikrine yeniden hayat verdi. Bir toplum olarak, Avrupa'yı birlikte düşünme yeteneğimizi yeniden keşfetmemiz gerekiyor.
Gelecek yıl, Roma Antlaşması'nın tarihi 70. yıl dönümünü kutlayacağız.
Bugünden duyurmak isterim ki Yeni bir Avrupa Kongresi düzenleyeceğiz.
Birliğimizin dört bir yanından, büyük kıtamızın her köşesinden en parlak fikir insanlarına ihtiyacımız var. Birlikte, Avrupa'nın yeni nesline ilham verecek ve Avrupa'nın hayal gücünü yeniden canlandıracak bir vizyon ortaya koyacaklar. Böylece gelecek nesil kendi hikâyesini yazabilecek.
Birliğimizin nasıl doğduğunu asla unutmamalıyız. Yıllarca savaşmış uluslar, ortak bir kader inşa etmek için bir araya geldi. Barış ve refahın, demokrasinin ve özgürlüğün kaderi.
Bu kaderin bizi nihayetinde nereye götüreceğini onlar yazmadı. Ama her nesil, kendisinden önce gelenlerin attığı temellerin üzerine yeni taşlar koydu. Adım adım. Tuğla tuğla.
Elbette kusurlarımız, çeşitliliğimiz ve farklılıklarımız hâlâ var. Ama Avrupa'yı bizim Avrupamız yapan da tam olarak bunlardır. Ortak yuvamız.
Ve şimdi, Sayın Üyeler,
Geleceğimizin sorumluluğunu bir kez daha kendi ellerimize alalım.
Vive l'Europe.
Es lebe Europa.
Yaşasın Avrupa.
European Union, 2026